13.12.2012, 20:08
Fe mâ lenâ min şâfiîn(şâfiîne).
1. fe : artık, öyleyse
2. mâ : yok
3. lenâ : bize, bizim için
4. min şâfiîne : şefaatçi
İmam İskender Ali Mihr : Artık bizim için bir şefaatçi yoktur.
Diyanet İşleri : İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok.
Abdulbaki Gölpınarlı : Artık ne şefâatçilerden bir şefâatçi var bize.
Adem Uğur : ``Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var``.
Ahmed Hulusi : "Şefaatçimiz de yok. "
Ahmet Tekin : `Bak, bizim şefaat edenlerimiz yok.`
Ahmet Varol : Artık bizim şefaatçilerimiz yok.
Ali Bulaç : "Artık bizim için ne bir şefaatçi var,"
Ali Fikri Yavuz : Artık bizim için ne şefaatçılar var,
Bekir Sadak : (96-102) Orada putlariyla cekiserek: «Vallahi biz apacik bir sapiklikta idik; cunku biz sizi alemlerin Rabbine esit tutmustuk; bizi saptiranlar ancak suclulardir; simdi sefaatcimiz, yakin bir dostumuz yoktur; keski geriye bir donusumuz olsa da inananlardan olsak derler.
Celal Yıldırım : (100-101) Artık (bugün için) ne şefaatçilerimiz vardır, ne de candan sıcak bir dostumuz...
Diyanet İşleri (eski) : (96-102) Orada putlarıyla çekişerek: `Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak` derler.
Diyanet Vakfi : (100-101) Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var, ne de yakın bir dostumuz.
Edip Yüksel : `Şimdi bizim ne şefaatçımız var.`
Elmalılı Hamdi Yazır : Bak şimdi bizim için ne şefaatciler var
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bak şimdi bizim için ne şefaatçiler var,
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Bak bizim için ne şefaatçiler var,»
Fizilal-il Kuran : Şimdi bizim bir şefaatçimiz yok.
Gültekin Onan : "Artık bizim için ne bir şefaatçi var."
Hasan Basri Çantay : Artık bizim için ne şefaatçiler (den bir kimse),
Hayrat Neşriyat : (100-101) `Şimdi artık bizim, ne şefâatçilerimiz, ne de yakın bir dostumuz vardır!`
İbni Kesir : Şimdi bize şefaat eden kimse yoktur.
Muhammed Esed : Ama şimdi ne bir arka çıkanımız var,
Ömer Nasuhi Bilmen : (100-101) «Artık bize ne şefaat edicilerden var. Ne de yakın bir dost var.»
Ömer Öngüt : Şimdi artık bizim şefaatçilerimiz yoktur.
Şaban Piriş : Şimdi, bir şefaatçimiz de yok..
Suat Yıldırım : (96-102) Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler "Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz!" "Çünkü biz sizi Rabbülâlemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu." "Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz!" "Ah! Ne olurdu, imkân olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık!"
Süleyman Ateş : "Şimdi artık bizim ne şefâ`atçilerimiz var",
Tefhim-ul Kuran : «Artık bizim için ne bir şefaatçi var,»
Ümit Şimşek : `Şimdi ne bir şefaatçimiz var bizim,
Yaşar Nuri Öztürk : "Artık ne şefaatçilerimiz var,
1. fe : artık, öyleyse
2. mâ : yok
3. lenâ : bize, bizim için
4. min şâfiîne : şefaatçi
İmam İskender Ali Mihr : Artık bizim için bir şefaatçi yoktur.
Diyanet İşleri : İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok.
Abdulbaki Gölpınarlı : Artık ne şefâatçilerden bir şefâatçi var bize.
Adem Uğur : ``Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var``.
Ahmed Hulusi : "Şefaatçimiz de yok. "
Ahmet Tekin : `Bak, bizim şefaat edenlerimiz yok.`
Ahmet Varol : Artık bizim şefaatçilerimiz yok.
Ali Bulaç : "Artık bizim için ne bir şefaatçi var,"
Ali Fikri Yavuz : Artık bizim için ne şefaatçılar var,
Bekir Sadak : (96-102) Orada putlariyla cekiserek: «Vallahi biz apacik bir sapiklikta idik; cunku biz sizi alemlerin Rabbine esit tutmustuk; bizi saptiranlar ancak suclulardir; simdi sefaatcimiz, yakin bir dostumuz yoktur; keski geriye bir donusumuz olsa da inananlardan olsak derler.
Celal Yıldırım : (100-101) Artık (bugün için) ne şefaatçilerimiz vardır, ne de candan sıcak bir dostumuz...
Diyanet İşleri (eski) : (96-102) Orada putlarıyla çekişerek: `Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak` derler.
Diyanet Vakfi : (100-101) Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var, ne de yakın bir dostumuz.
Edip Yüksel : `Şimdi bizim ne şefaatçımız var.`
Elmalılı Hamdi Yazır : Bak şimdi bizim için ne şefaatciler var
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bak şimdi bizim için ne şefaatçiler var,
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Bak bizim için ne şefaatçiler var,»
Fizilal-il Kuran : Şimdi bizim bir şefaatçimiz yok.
Gültekin Onan : "Artık bizim için ne bir şefaatçi var."
Hasan Basri Çantay : Artık bizim için ne şefaatçiler (den bir kimse),
Hayrat Neşriyat : (100-101) `Şimdi artık bizim, ne şefâatçilerimiz, ne de yakın bir dostumuz vardır!`
İbni Kesir : Şimdi bize şefaat eden kimse yoktur.
Muhammed Esed : Ama şimdi ne bir arka çıkanımız var,
Ömer Nasuhi Bilmen : (100-101) «Artık bize ne şefaat edicilerden var. Ne de yakın bir dost var.»
Ömer Öngüt : Şimdi artık bizim şefaatçilerimiz yoktur.
Şaban Piriş : Şimdi, bir şefaatçimiz de yok..
Suat Yıldırım : (96-102) Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler "Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz!" "Çünkü biz sizi Rabbülâlemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu." "Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz!" "Ah! Ne olurdu, imkân olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık!"
Süleyman Ateş : "Şimdi artık bizim ne şefâ`atçilerimiz var",
Tefhim-ul Kuran : «Artık bizim için ne bir şefaatçi var,»
Ümit Şimşek : `Şimdi ne bir şefaatçimiz var bizim,
Yaşar Nuri Öztürk : "Artık ne şefaatçilerimiz var,