09.03.2013, 21:30
Ve lekad sabbehahum bukreten azâbun mustekırr(mustekırrun).
1. ve lekad : ve andolsun
2. sabbeha-hum : onlara bir sabah vakti ..... oldu
3. bukreten : erkenden
4. azâbun : bir azap
5. mustekırrun : istikrarlı, devamlı
İmam İskender Ali Mihr : Ve andolsun ki, onları sabahleyin daimî bir azap yakaladı.
Diyanet İşleri : Andolsun, onlara sabahleyin erkenden kalıcı bir azap geldi.
Abdulbaki Gölpınarlı : Ve andolsun ki bir sabah çağı üstlerine bir azap çöküvermişti onların.
Adem Uğur : Bir sabah kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı.
Ahmed Hulusi : Andolsun ki yerini bulmuş azap onlara sabahleyin bastırdı.
Ahmet Tekin : Bir sabah erkenden, kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı.
Ahmet Varol : Andolsun ki, bir sabah erkenden kalıcı bir azap [1] üzerlerine çöküverdi.
Ali Bulaç : Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azab yakalayıp bastırıverdi.
Ali Fikri Yavuz : Celâlim hakkı için, bir sabah vakti, devamlı bir azab onları bastırıverdi. (Bu azab, cehenneme atılışlarına dek devam edecektir).
Bekir Sadak : And olsun ki, sabah erken, onu alinmaz bir azap baslarina geldi.
Celal Yıldırım : (38-39) And olsun ki, bir sabah devam eden bir azâb onlara geliverdi. «Tadın azabımı ve uyarılarımı!» (dedik),
Diyanet İşleri (eski) : And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.
Diyanet Vakfi : Bir sabah kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı.
Edip Yüksel : Ertesi gün, yaman bir azap sabahlarını kutladı.
Elmalılı Hamdi Yazır : Ve Celâlim hakkı için bastırıverdi kendilerini bir sabah bir azâbı müstekır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Andolsun ki, kendilerini kararlı bir azap bir sabah bastırıverdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı.
Fizilal-il Kuran : Sabah erkenden sürekli bir azaba yakalandılar.
Gültekin Onan : Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azab yakalayıp bastırıverdi.
Hasan Basri Çantay : Andolsun ki onlara bir sabah, (yakalarını) asla bırakmayacak olan bir azâb baskın yapdı.
Hayrat Neşriyat : And olsun ki devamlı bir azab, onları bir sabah erkenden yakalayıverdi.
İbni Kesir : Andolsun ki; bir sabah erken, önü alınmaz bir azab geldi başlarına.
Muhammed Esed : Nitekim sabahın erken vaktinde (etkileri) kalıcı bir azap onları yakaladı:
Ömer Nasuhi Bilmen : (37-38) Andolsun ki, o misafirlerinden dolayı O`ndan mutalebede bulunmuşlardı. Artık Biz de onların gözlerini silip kör ettik, «Haydin azabımı ve tehditlerimi tadın!» (deyiverdik). Andolsun ki, onları sabahleyin erkenden bir daimi azab yakaladı.
Ömer Öngüt : Bir sabah erken kendilerine, önü alınmaz bir azap gelip çattı.
Şaban Piriş : Andolsun ki bir sabah erkenden, bir azap çöküverdi.
Suat Yıldırım : Bir sabah kendilerini, yakalarını hiç bırakmayacak bir azap bastırıverdi.
Süleyman Ateş : Sabah erken, onları kararlı bir azâb yakaladı.
Tefhim-ul Kuran : Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azab yakalayıp bastırıverdi.
Ümit Şimşek : Bir sabah vakti, yakalarını bir daha bırakmayacak bir azap onları yakalayıverdi.
Yaşar Nuri Öztürk : Yemin olsun, sabahleyin erkenden, kararlı ve oturaklı bir azap yakaladı onları.
1. ve lekad : ve andolsun
2. sabbeha-hum : onlara bir sabah vakti ..... oldu
3. bukreten : erkenden
4. azâbun : bir azap
5. mustekırrun : istikrarlı, devamlı
İmam İskender Ali Mihr : Ve andolsun ki, onları sabahleyin daimî bir azap yakaladı.
Diyanet İşleri : Andolsun, onlara sabahleyin erkenden kalıcı bir azap geldi.
Abdulbaki Gölpınarlı : Ve andolsun ki bir sabah çağı üstlerine bir azap çöküvermişti onların.
Adem Uğur : Bir sabah kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı.
Ahmed Hulusi : Andolsun ki yerini bulmuş azap onlara sabahleyin bastırdı.
Ahmet Tekin : Bir sabah erkenden, kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı.
Ahmet Varol : Andolsun ki, bir sabah erkenden kalıcı bir azap [1] üzerlerine çöküverdi.
Ali Bulaç : Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azab yakalayıp bastırıverdi.
Ali Fikri Yavuz : Celâlim hakkı için, bir sabah vakti, devamlı bir azab onları bastırıverdi. (Bu azab, cehenneme atılışlarına dek devam edecektir).
Bekir Sadak : And olsun ki, sabah erken, onu alinmaz bir azap baslarina geldi.
Celal Yıldırım : (38-39) And olsun ki, bir sabah devam eden bir azâb onlara geliverdi. «Tadın azabımı ve uyarılarımı!» (dedik),
Diyanet İşleri (eski) : And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.
Diyanet Vakfi : Bir sabah kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı.
Edip Yüksel : Ertesi gün, yaman bir azap sabahlarını kutladı.
Elmalılı Hamdi Yazır : Ve Celâlim hakkı için bastırıverdi kendilerini bir sabah bir azâbı müstekır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Andolsun ki, kendilerini kararlı bir azap bir sabah bastırıverdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı.
Fizilal-il Kuran : Sabah erkenden sürekli bir azaba yakalandılar.
Gültekin Onan : Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azab yakalayıp bastırıverdi.
Hasan Basri Çantay : Andolsun ki onlara bir sabah, (yakalarını) asla bırakmayacak olan bir azâb baskın yapdı.
Hayrat Neşriyat : And olsun ki devamlı bir azab, onları bir sabah erkenden yakalayıverdi.
İbni Kesir : Andolsun ki; bir sabah erken, önü alınmaz bir azab geldi başlarına.
Muhammed Esed : Nitekim sabahın erken vaktinde (etkileri) kalıcı bir azap onları yakaladı:
Ömer Nasuhi Bilmen : (37-38) Andolsun ki, o misafirlerinden dolayı O`ndan mutalebede bulunmuşlardı. Artık Biz de onların gözlerini silip kör ettik, «Haydin azabımı ve tehditlerimi tadın!» (deyiverdik). Andolsun ki, onları sabahleyin erkenden bir daimi azab yakaladı.
Ömer Öngüt : Bir sabah erken kendilerine, önü alınmaz bir azap gelip çattı.
Şaban Piriş : Andolsun ki bir sabah erkenden, bir azap çöküverdi.
Suat Yıldırım : Bir sabah kendilerini, yakalarını hiç bırakmayacak bir azap bastırıverdi.
Süleyman Ateş : Sabah erken, onları kararlı bir azâb yakaladı.
Tefhim-ul Kuran : Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azab yakalayıp bastırıverdi.
Ümit Şimşek : Bir sabah vakti, yakalarını bir daha bırakmayacak bir azap onları yakalayıverdi.
Yaşar Nuri Öztürk : Yemin olsun, sabahleyin erkenden, kararlı ve oturaklı bir azap yakaladı onları.