03.08.2013, 20:13
KURANIN DİNİNDE KADIN UYDURULAN DİNDE KADIN
Geleneksel din anlayışı en çok kadınlarla ilgili konularda dine ilaveler yapmıştır dersek, abartmış olmayız. Kadını köleden beter yapan, kadının erkek egemen toplumda sadece ev işinde ve cinsellikte kullanılmasını, hiçbir alanda kadına hak tanınmamasını savunan izahlar; toplum nezdinde kabul görsünler diye uydurma hadislere ve mezhep izahlarına dayandırılmış ve bu bakış açısı topluma din diye yutturulmaya çalışılmıştır. Saf dindar kadınların birçoğu, Kuranın anlattığı İslam ile bu uydurmaları ayırt edemedikleri için Allahın rızasını umarak bu uydurmalara göre yaşamaya çalışmış ve kendilerini gelenekçi erkeklerin sınırlarını çizdiği kapkara bir dünyada bulmuşlardır. Gelenekçiler, Peygamberimiz cennetin annelerin ayaklarının altında olduğunu söylemiş, kadınlar annemizdir, bacımızdır gibi laflar ederek, kadınlara çok değer verdiklerini göstermek istemektedirler. Oysa birazdan kadınlarla ilgili gelenekçi kaynaklardaki izahları incelediğimizde, gerçekte kadına ne kadar değer verdiklerini iyice anlayacağız. Kadınlarla ilgili Kuranda geçmeyen uydurma izahlara değindikten sonra, yine bu uydurmaların etkisiyle yanlış değerlendirilen Kurandaki bazı meselelere değineceğiz. Bundan bir sonraki bölümde (22. bölüm) ise başörtüsü gibi günümüzün kadınlarla ilgili en çok tartışılan konusunu, ayrı ele alacağız. Bu bölümün iyice anlaşılması, o bölümün daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.
KADINLARLA İLGİLİ MEZHEP VE HADİS KÖKENLİ UYDURMALAR
Bu uydurmaların yapılışındaki en temel hedef, kadının erkeğine kayıtsız ve şartsız itaatini sağlamak olmuştur. Uydurma hadislerle, kadının erkeğe itaati bir ibadet gibi sunulmuştur:
Eğer bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emretseydim, erkeklerin kadınlar üzerinde olan haklarından dolayı kadınların erkeklere secde etmelerini emrederdim.
Tirmizi, Rada 10/1159; Ebu Davud, Nikah 40/2140; Ahmed b. Hanbel, Müsned 6/76; İbn Mace, Nikah 4/1852
Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak temizlese, yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz.
İbni Hacer El Heytemi 2/121; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/239
Ey kadınlar! Eğer kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz.
Hafız Zehebi, Büyük Günahlar
En titiz hadis çalışmalarında alıntıladığımız hadisleri görmemiz, Kuran, yalnız ve yalnız Kuran diye niye defalarca tekrar ettiğimizin anlaşılmasını bir kez daha sağlayacaktır. Yukarıdaki uydurmaları Peygambere fatura edenler, ne yazık ki bu uydurmaların reddi olan Kuranın anlattığı İslama uymayı Peygamber düşmanlığı, bu uydurmaların kabulü olan hadislerin, mezheplerin, geleneklerin İslamını ise Peygamberi sevme göstergesi ilan ediyorlar. Böylece kadınları eksik akıllı ve eksik dinli ilan edenler, dine büyük zarar vermiş oluyorlar.
Kadınların dinleri ve akılları eksiktir.
Buhari
Çok lanet ediyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen, aklı ve dini eksik başka bir varlık görmedim.
Müslim, İman, 34/132; İbn Mace, Fiten 19/4003
Kadınları erkeğin kölesi yapan zihniyet, bununla yetinmeyip; kadınların çoğunu cehennemlik, dinen eksik ilan edip, Kuranın açık izahlarıyla da çelişir:
Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.
Buhari
Ey kadınlar topluluğu! Sadaka veriniz ve çok istiğfar ediniz. Çünkü ben, Cehennem halkının çoğunun sizler olduğunu gördüm.
Müslim, İman 34/132; İbn Mace, Fiten 19/4003
KADINA CENNET VİZESİ KOCADAN
Kadınların çoğunun cehennemlik olduğunu iddia eden hadislerin yanında, kadının cennete gidişi için kocasının kendisinden memnuniyetini şart olarak gösteren hadisler de uydurulmuştur.
Bir kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse Cennete girer.
Riyazus Salihin
Kadınların hayırlısı, erkeklerin yaramazlıklarına ve kötü huylarına sabredendir, bu sabır onların cennete girmesine sebeptir.
Kadınlara Dini Bilgiler
Müslim de, Buhari de, Tirmizi de, Muvatta da, Şii kaynaklar da; Emevi ve Abbasi döneminde uydurulmuş, bazı kişilerin kadına kendi bakış açılarını dinselleştirmeye çalışmalarının ürünü olan bu tip uydurmalarla doludurlar. Oysa Kuranın hiçbir yerinde, biraz önce örneklediğimiz tipteki hadisler gibi kadınların çoğunun kötü, cehennemlik, dinen eksik olduğu geçmez. Kuran, üstünlüğü erkek veya kadın olmaya değil, Allaha yakın olmaya, Allahın dininde titizliğe bağlar.
Ey insanlar! Biz sizi bir erkek, bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız takvaca en ileride olanınızdır.
49-Hucurat Suresi 13
Ayetten de anlayacağımız gibi Kuran, üstünlüğü bir ırka, bir kabileye veya erkek, kadın gibi bir cinsiyete değil, Allahın dinine titizlik ve Allah için hatalardan sakınma tipi manalara gelen takvaya bağlamıştır. Oysa buraya kadar gördüğümüz hadislere göre kadın olmak daha baştan cehennemlik olma ihtimalini arttıran bir unsurdur. Bu zihniyet, eksik ve cehennemlik ilan ettiği kadını, ezik karakterli bir varlığa dönüştürüp, kayıtsız şartsız erkeğin kumandasına verir ve kumandaya itaati de din diye insanlara dayatır. Kuranın anlattığı İslamın bu uydurulmuş dinden neden ayrılması gerektiğini daha da iyi anlamak için en itibarlı uydurma kaynakları inceleyelim:
Namazı bozan şeyler kara köpek, eşek, domuz ve kadındır.
Müslim, Salat 265; Tirmizi Salat 253/338; Ebu Davud, Salat 110/720
Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.
Ebu Davud, Tıb 24/3922; Müslim, Selam 34/115; Buhari, Nikah, 17/4805
DİŞSİZ, TİPSİZ, YAŞLI KOCALARIN KURTULUŞU
Aşağıda kadını uğursuz ve namazı bozucu ilan eden mezheplerin çok itibar ettiği İmam Şarani ve İmam Gazali gibi düşünürlerin kadının neden evde tutulması gerektiği ile ilgili açıklamalarını, ayrıca kadınların süslenmesini haramlaştıran bazı hadisleri okuyacaksınız:
İçinizden biri yaşı ileri, ağzındaki dişleri dökülmüş, görünüş itibariyle de çok çirkin olabileceği gibi aksine karısı da genç ve güzel olabilir. Bu genç ve güzel kadın, çarşıya çıktıktan veya davet edildiği düğün ve ziyafetten evine döndükten sonra dışarıda gördüğü yakışıklı erkeklerle yaşlı ve dişleri dökülmüş kocasını kıyas ederek kocasının yüzüne dahi bakmak istemez. Belki kocasının kendisini öpmesini ve cinsel ilişkide bulunmasını dahi istemez. İşte genç kadının erkeklerin çokça bulunduğu çarşı, pazar, şenlik ve toplantı yeri gibi mekanlara gitmesinin kadın üzerinde yapacağı etki en azından budur.
İmam Şarani, Uhudül Kübra
Dövme yapan ve yaptırana, yüzündeki tüyleri aldıran ve estetik için dişlerini seyrelttiren kadınlara Allah lanet etsin.
Buhari
Takma saç takan ve taktıran, kaşları incelten ve incelttiren, dövme yapan ve yaptıran lanetlenmiştir.
Ebu Davud, Tereccul 5
Eğer bir kadın peruk takarsa, eğer kol ve yüzüne dövme ya da ben yaparsa, yüzünden ve kaşlarından cımbızla kıl aldırırsa, yüzüne güzellik vermek için şekil değiştirirse lanetlenmiştir.
İmam Şarani, Uhudül Kubra
Bir hadise göre ashabı kiram karılarının pencere ve kapı aralıklarından dışarıyı seyretmelerini ve erkek görmelerini önlemek üzere evlerinin pencerelerini sıkı sıkıya kapatırlar, dışarıya bakanlara dayak atarlardı.
İmam Gazali, İhyayı Ulumuddin 2/122
Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç, aşırı gitmeyecek kadar da kıyafetsiz bırakınız. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat onlar biraz aç, biraz da çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan hayırlı bir şey yoktur.
İbnül Cevzi, Mevzuat, 2; Suyuti, Lealil Masnua 2/154; İbn Arrak, Tenzihüş Şeria 2
Kadınlarınıza evlerinin kapısında oturmamaları için yeni elbise yaptırmayın, çünkü elbiseleri güzel ve yeni olursa kalplerine dışarı çıkmak arzusu gelir.
İmam Gazali, Kimyayı Saadet; İbn Ebi Şeybe, Musannaf 4
Dışarı çıkması kesin gereken kadın ise kocasından izin aldıktan sonra dışarı çıkacak ve şu kurallara kesin uyacaktır:
1- Sıkı sıkıya örtünüp kötü giysilere bürüne,
2- Hiç çıkmamış gibi davrana,
3- Başını öne eğip kimsenin yüzüne bakmaya,
4- Kalabalığa karışmaya,
5- Erkeklerin bulunduğu yerlere yanaşmaya,
6- Herkesin dolaştığı sokaklardan uzak dura,
7- İşini bir an önce bitirip evine döne,
İmam Gazali, İhyayı Ulumuddin 2
Bu uydurma izahlarla, kendi görüşünü, kadınlara olan aşırı kıskançlıklarını dini bir buyruğa çevirip, topluma dini bu şekilde sunanlar; dinsizlerin dinimize saldırısı için ortam hazırlamışlar ve birçok kimsenin dinimize olan inancının sarsılmasına sebep olmuşlardır. Halkımızın bir kısmı ise bu izahları gösterip dinimize saldıranlara kızmakta, fakat bu izahları yapanları, örneğin İmam Gazaliyi bu konuda eleştirmekten kaçınmaktadır. Biz Kuranı tek kaynak kabul edip, geri kalan izahları ve Şaraninin, Gazalinin bu tarz izahlarını eleştirmedikçe, bu izahlardan yola çıkarak din aleyhinde yazılar yazanlara kızmaya ne kadar hakkımız olabilir?
KADININ EN MAKBULÜ KOYUN CİNSİDİR
Bakın Gazali, kadının kaç çeşit olduğunu nasıl açıklıyor ve halkı nasıl bilgilendiriyor:
Kadının sıfatları şunlardır:
1- Giyim kuşam hevesinden maymun.
2- Fakir düşmeye razı olmadığından köpek.
3- Kocasına ve diğer insanlara kibrinden yılan.
4- Gece gündüz koğuculuk yaptığından akrep.
5- Evden eşya sattığından fare.
6- Erkeklere hile kurduğundan tilki.
7- Kocasına itaat ettiğinden dolayı koyundur.
İmam Gazali, İhyayı Ulumuddin
Bu izahlardan sonra en makbul kadının koyun cinsi olduğu açıklanır. Her türlü özgürlüğü elinden alınan kadının, Allahın farz kıldığı hacca bile tek başına gitme özgürlüğü yoktur. Kadının 90 kmden uzağa yanında mahrem biri olmadan (baba, amca, dayı, kardeş, koca gibi) gitmesi haram ilan edilir. Bu yüzden kadınlar, mahremlerinden birini ikna edemezse, bu farzı bile yapamaz konuma gelirler. Oysa Allah haccı erkek-kadın ayrımı yapmadan ve böyle bir şart belirtmeden farz kılmıştır. Kadının camiye gidip namaz kılması da, camiye gitmek için kadınların evden çıkması gerektiği için engellenmeye çalışılmış ve bununla ilgili de hadisler uydurulmuştur. Bu hadislere göre kadının evde namaz kılması camide kılmasından daha sevaptır, hatta evde bile yatak odasında kılması oturma odasında kılmasından daha sevaptır.
Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır.
9-Tevbe Suresi 71
Ayetten de anlayacağımız gibi Allah, iman eden erkek ve kadınların; cins, mahrem, namahrem ayrımı yapmadan dost olmalarını istiyor. Peki, camiye gitmek için bile evden çıkması, hatta birazdan göreceğimiz izahlara göre erkeklerle konuşması bile engellenen kadın bu dostluğu ne zaman ve nasıl kuracaktır? Hayat sahnesinde yanyana faaliyetin, yardımlaşmanın ve beraber hizmetin insan neslinin yarısı olan kadının dışlanması ve diğer yarısı olan erkeklerle irtibat ve dayanışmasının kesilmesiyle sağlanması mümkün müdür? Aynı ayetin devamında bu dostluğu sağlayanların Allahın rahmetini kazanacağı söylenir. Eğer bugün Müslüman olduğunu iddia eden toplumlardan rahmet kesilmişse, kanaatimizce, birçok sebebinden biri de bu ayetin gereklerinin yerine getirilmemesidir.
Hanefilerden bazıları kadının sesinin de avret olduğu görüşündedirler.
Fıkhus Siyre
Bir hadis şöyledir: Ancak ve ancak mahremleriniz olan erkeklerle konuşacaksınız.
İbni Kesir 4/355
AĞZINDA ÇAKIL TAŞIYLA KONUŞMA
Bırakın kadın erkek Müslümanların arkadaşlık etmesini, haremlik selamlıkla, kadınlar erkeklerden tamamen soyutlanmış ve kendi aralarında konuşan kadınların sesinin bile erkekler tarafından duyulmaması gerektiği söylenmiştir. Bu arada çok zaruret olursa, kadının ağzına çakıl taşı alıp sesi tanınmadan erkeklere -o da zaruret miktarı- bir şeyler söyleyebileceği izahını yapanlar da olmuştur.
Camiye gitmesi, tek başına hacca gitmesi, erkeklerle konuşması engellenen kadının, aybaşı olduğu zamanlarda namaz kılamayacağı, Kuran okuyamayacağı, oruç tutamayacağı izahlarıyla da bu ibadetleri engellenir. Oysa Allah, Kuranda, sadece, aybaşı olan kadınla cinsel ilişkiye girilmemesini belirtmiştir. Eğer Allah, aybaşılı kadının namaz kılmasını, Kuran okuyup, oruç tutmasını istemeseydi hiç şüphesiz bunları da bildirirdi. Fakat aybaşılı kadını pis gören yaklaşım, -İsrailiyat kökenli uydurmalar aracılığıyla- Kurana aykırı bu uygulamayı da dinimize sokmuştur. (İsrailiyat kökenli uydurmalar için 5. bölümün 10. maddesine bakınız.)
Sana kadınların aybaşı halini sorarlar. De ki: O bir sıkıntıdır. Aybaşı halinde kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın.
2-Bakara Suresi 222
Kuran her türlü detayı verirken, Kuranda olmayan zorlukları dine sokarak ilaveler yapanlar, kadınların namaz kılmalarını, oruç tutmalarını Kuran okumalarını aybaşı durumunda engelledikleri gibi kadın-erkek ayrımı yapılmadan farz kılınan Cuma namazına gitmelerini de engelleyerek, dini uygulamalarda eksiltmeler de yapmışlardır. Oysa Kuranın dininde ilave gibi eksiltme de hoş karşılanamaz. Kadın bu kadar kötülendikten sonra hiçbir fikrine değer verilmeyen bir varlığa çevrilmiş ve Kadınlara itaat eden helak olur şeklinde Kurandan onay alamayacak uydurma hadisler, Kuranın ahlakıyla ahlaklanmış olan Peygamberimize atfen uydurulmuştur.
Kadınlara danışmayın, onlara muhalefet edin. Kadınlara muhalefet edin, zira kadınlara muhalefet berekettir.
Kadınlara Dîni Bilgiler; Suyuti, Lealil Masnua 2; İbn Arrak, Tenzihüş Şeria 2
Kim ki karısına itaat ederse Allah onu yüzüstü Cehenneme atar.
İbn Arrak 2
KADIN İMAM DA OLUR, MÜEZZİN DE, DEVLET BAŞKANI DA
Kuran kadınların hiçbir göreve talip olmasını engellemez. Kadın cumhurbaşkanı da, halife de, kadı da, yargıç da, imam da, müezzin de olabilir. Çünkü Kuranda yasaklanmayan her şey serbesttir. Serbestlik asıl olan, yasak ise istisnadır. Yasak için vahye yani Kuran ayetine ihtiyaç vardır. Böyle bir yasak olmadığına göre kadın topluma namaz kıldırıp imam da olur, tüm milleti yönetecek cumhurbaşkanı veya başbakan da olur Gerek Müslüman memleketlerde, gerek diğer ülkelerde kadınların neden devlet yönetiminde ikinci sırada kaldığı tartışılması uzun bir konudur. Fakat şurası açıktır ki Kuranın anlattığı dinde buna hiçbir engel yoktur.
Başlarına bir kadını geçiren bir kavim asla iflah olmaz.
Hanbel, Müsned 5; Tirmizi, Fiten 75; Nesai, Kudat 8; Buhari, Fiten 18
Birçok hadis kitabına girmiş yukarıdaki uydurma, Kuranın getirmediği hükümleri kadın aleyhine uyduran gelenekçiler tarafından dinimizin içine sokulmuştur. Tahminimiz odur ki, bu uydurma, Hz. Aişenin Cemel olayında orduya kumanda etmesi üzerine karşı tarafta yer alanların uydurduğu siyasi kaygıdan kaynaklanmış bir uydurmadır. Bunu gören Süleyman Ateş şu açıklamayı yapar: Şimdi bu hadiste taşlanan Hz. Aişedir. Peygamber Aleyhisselam gerçekten öyle söylemiş olsaydı, Hz. Aişenin Cemel olayına katılmaması, Talha ve Zübeyrin de onu başlarına geçirmemeleri gerekirdi. Kurana ters, olaylara aykırı olan bu hadisin doğruluğu şüphelidir. Diğer sahabilerin bilmediği ve uygulamadığı bir hadis, nasıl din hükmü olur? (Süleyman Ateş, Kuran Tefsiri, 6/399-400)
Siyasi kaygılarla bu tip hadisler uydurup Allahın dinine kendi görüşlerini katanlar, Kuranın Saba melikesini tarifini de gözardı ederler. Neml suresi 22. ve 44. ayetler arasında Saba kavminden ve onlara hükmeden kraliçelerinden bahsedilir. Ayetlerin açıklamalarında Saba melikesinin zekasını, topluma doğruyu buldurmadaki becerisini, kavmini tehlikeye atmayışını, tedbirli yaklaşımlarını görürüz. Kadınların yönetici olamayacağına, kadınlara muhalefetin iyi olduğuna dair yüzlerce gelenekçi hüküm ve uydurmaya karşın Kuranda bu manada tek bir ifadeye dahi rastlanmaz.
Kadınlara yazıyı öğretmeyin. Dikişi ve Nur Suresini öğretin.
İbnül Cevzi, Mevzuat 2
Günümüzde geleneksel Ehli Sünnet yaklaşımı benimseyenlerin büyük bir çoğunluğu, kızlarının iyi eğitim almasını arzu etmekte, başörtülü kızların okutulmaması gibi zulümlere karşı direnmekte, bu yaklaşımlara haklı olarak tepki göstermektedirler. Bu elbette sevindirici bir gelişmedir. Fakat Ehli Sünnet adına yukarıda alıntıladığımız tipteki hadislerin uydurulduğu ve Kuran dışı İslam zihniyetine bu yaklaşımların içkin olduğu da unutulmamalıdır. Kuranın anlattığı din ile uydurmaların anlattığı din arasında ayrımı gereği gibi yapmadan, tutarlı bir şekilde, kadınların önüne din adına çıkarılmış engeller kaldırılamaz. Dindarları kamusal alandan dışlamaya çalışan kişilerle mücadele gerekli olsa da; bizce, bu dış etkilerle mücadeleden daha önemlisi İslamın içine sokulmuş uydurmalarla yapılacak iç mücadeledir. Bu iç mücadelede, Kuranın karşısına din adına dikilenler vardır; fakat bu din diye nitelenenin önemli bir bölümü uydurma hadisler, önemli bir bölümü ise geleneklerden oluşmaktadır.
CİNSELLİĞİ SAĞLAMA ALMAK İÇİN HADİS UYDURMA
Kişi kadınını yatağa davet eder de kadın kaçarak eşi sinirli bir şekilde gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lanet eder.
Buhari 9/36
Karısının cinsel ilişki teklifini reddedeceğinden korkanlar bu uydurmayı Peygambere fatura ederek karılarına; Bak, Peygamber böyle demiş, sakın bana karşı gelme diyerek, kadınları bu konuda da uydurma dinleriyle terbiye etmektedirler. Ezilen kadının boşanma hakkı da elinden alındığı için tüm zulümlere karşı kadının hiçbir sığınağı kalmaz.
Bir kadın kocasından boşanırsa, o kadına cennet kokusu haram olur.
Kadınlara Dini Bilgiler
Oysa Kuranda geçen boşanmış kadınlar tipi ifadeler (2-Bakara Suresi 228, 241) hem kadının erkeği, hem erkeğin kadını boşaması manasına gelebilir. Kuranda, Bir tek erkek boşayabilir tarzında, açık bir ifade kullanılmadığına göre, demek ki kadın da erkek gibi bu haktan aynen faydalanabilir.
Bir hadiste şöyle denilir: Camiye gelirken kokulanan kadın, evine dönüp de cünüplükten ötürü boy abdesti alır gibi yıkanmadıkça, Allah katında onun namazı kabul olmaz.
Avnül mabül 11/230
Erkeklerin güzel koku sürmesinde sevap bulanlar, aynı şeyi kadın yapıp koku sürünce, hemen günah diye damgalarlar. Erkek güzel kokudan tahrik olur diye de açıklama yaparlar. Peki, kadın erkeğin sürdüğü güzel kokuyu koklayıp tahrik olamaz mı? Madem böyle tahrik sorunu var, neden Allah bu konuyla da ilgili bir ayet indirip, kadının koku sürmesini yasaklamadı? Cevabı aslında basit; çünkü Allah bunu yasaklamak istemedi.
Kadının yeri soğumadıkça erkek, kadının oturduğu yere oturmamalıdır.
Kadınlara Dîni Bilgiler
Bazen, otobüs ve minibüslerde gelenekçi din anlayışının uygulayıcılarının, bu hadisten kaynaklanan endişelerle sergiledikleri manzaralara şahit olabilirsiniz. Bu da Kuran dışı olup, din etiketiyle sunulan uygulamaların sayısız örneklerinden bir tanesidir.
KADINLARLA İLGİLİ KONULARDA KURANLA İLGİLİ BAZI YANLIŞ ANLAMALAR
Kuranın kadınla ilgili açıklamalarındaki yanlış anlaşılan bilgiler ilk insanlar Adem ve Havva ile ilgili konulardan başlar. Kuranın hiçbir yerinde Havvanın Ademi kandırdığı ve günaha soktuğu şeklinde bir izah yoktur. Araf Suresi 11. ve 28. ayetlerin arasını okursak; Adem ile Havvanın her ikisini birden kandıranın şeytan olduğunu görürüz. Bu arada kadının, erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına dair izah da Kuranda yer almaz.
Kuranla ilgili yanlış iddialardan biri Kuranın erkeklere hitap ettiğidir. Kuran ayetlerinin % 90dan fazlası genele; yani erkek ve kadın karışık olarak tüm insanlara veya inananlara hitap eder. Bunun yanında sadece Peygamberimize, sadece kadınlara, sadece erkeklere hitap eden ayetler de vardır. Kuranı insanlara ulaştıran Peygamberimiz erkektir ve erkekler topluluğunun bir alt kümesidir.
Erkeklere hitap eden bazı ayetlerdeki üslup, bu nokta gözönünde bulundurularak okunursa daha iyi anlaşılır. Kuranı eline alıp okuyan herhangi bir kişi, Kuranın genele hitabını, sadece bir cinse hitap etmediğini rahatça anlar. Kuranı şarkı kitabı gibi okuyan veya hiç okumayanların bu tip iddiaları, hiç şüphesiz cehaletlerinin bir ürünüdür.
Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin kadınlar, itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar, özü-sözü doğru erkekler, özü-sözü doğru kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar, korunup sakınan erkekler, korunup sakınan kadınlar, sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allahı çokça hatırlayan erkekler ve Allahı çokça hatırlayan kadınlar; bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ödül hazırlamıştır.
33-Ahzab Suresi 35
Kuranın büyük bölümü genele hitap olsa da, bu ayette olduğu gibi Allahın kadın ve erkeği ayrı ayrı vurguladığı ayetler de mevcuttur.
TARİHTE ÇOKEŞLİLİK
Kuranla ilgili yanlış anlaşılan diğer bir konu ise erkeklerin çokeşli evliliğidir. Öncelikle şunun bilinmesi gerekir ki İslamiyet çok büyük bir zaman dilimine, geniş bir coğrafyaya, çok farklı iklimlere, ufak bir kabileye olduğu gibi büyük bir imparatorluğa, hem tarım hem de endüstri toplumuna, hem savaş hem de barış ortamlarına, apayrı alışkanlık ve kültürlerin olduğu insanlara gelmiştir. Kuranın bu her türlü devir, şart, ortam ve kültüre uyumu ise Kuranın serbestiyet dairesinin geniş olmasıyla sağlanır. Buraya kadar bu geniş helal dairesinin, geleneksel İslam anlayışıyla sınırlanıp, bir Arap İslamı yaratılmaya çalışıldığını gördük. Örneğin belli yörenin kıyafeti olan sarığın, cübbenin, sakal bırakma alışkanlığının dinselleştirilip; böylece İslamın her yöreye, şarta, kültüre uyumunun engellendiğini gördük. Oysa Kuranın verdiği serbestiyetlikle herkes kendi kimonosunu, ceketini, kravatını, entarisini giyebilir. Kuranın bu noktadaki özgürlüğü Kuranın anlattığı İslamın her bölgeye, her kültüre uyumunu sağlar. Çokeşlilik de aynen böyledir. Çokeşlilik, İslamın yasaklamadığı bir uygulamadır, yoksa İslamın emrettiği veya tavsiye ettiği bir uygulama değildir.
Çokeşlilik birçok kültürde, zaman diliminde, özellikle erkeklerin savaşta ölüp, kadın-erkek oranının bozulduğu zamanlarda kadınların da talebi olmuştur. Tarım toplumlarının birçoğunda çok çocuklu aile, gücün simgesi olduğu için bu toplumlarda, kadınların çocuk ve ev işlerindeki yüklerinin hafiflemesi için kocalarını evlenmeye teşvik ettiği bile görülmüştür. Unutulmamalıdır ki çokeşliliği yaşayan tek bir erkekken, kadınlar en az iki kişidir. Evlilik müessesesi de ortak bir istek veya çıkara dayandığına göre çokeşliliği bir erkek isterken en az iki kadın da bunu istemiş, kabullenmiş veya bir çıkar ummuş demektir. Yani çokeşliliğin kimi ortamlarda yasaklanmasına bir erkeğe karşı en az iki kadın karşı çıkacak demektir. Bazıları kadınların isteği olmadan aile baskısıyla evlendirildiklerini veya daha sonra boşanma hakları ellerinden alındığı için isteseler de ayrılamadıklarını, gerçekten böyle birçok durum olması sebebiyle söyleyebilir. Bu zulümler bizim konumuz değildir, çünkü bunlar İslamın değil, erkek egemen toplumun sonucudurlar. Dinimize göre evliliğe kadın da karar verir, kadının boşanma hakkı da vardır. Yani kadın, kocası çokeşlilik yaparsa veya evliliğinde yolunda gitmeyen bir şey olursa kendisi de boşanabilir. Kadının boşanmasının yasaklanması ve kadının evliliğindeki söz hakkının ailesine verilmesi gibi uygulamalar geleneğin sonucudur, Kuranın dininin değil.
KÖPEK ETİ YEMEK VE ÇOKEŞLİLİK
Daha evvel de dediğimiz gibi çokeşlilik bir serbestliktir, mecburiyet değil. Serbestlik alanı ile dini mecburiyet veya tavsiyeler tamamen farklı kategorilerdir. Dinin yasaklamamak suretiyle serbest bıraktıklarını dinin emir veya tavsiyeleri gibi dinsel alanın içinde görmek önemli bir yanlıştır ve çokeşlilik meselesinde bu hata sıkça yapılmaktadır. Bunu şöyle bir örnek üzerinden daha iyi anlayabilriz: Kuranda yalnız leş, kan, domuz eti ve Allahtan başkası adına kesilen hayvanların yasaklandığını görüyoruz. Bunun dışında her yiyecek helaldir. Çoğumuzun sevmediğimiz birçok yiyecek, örneğin köpek eti helaldir. Fakat çoğumuzun sevmediği köpek eti, Çinde sevilen bir yemek türünü oluşturur. Aynı çokeşlilik gibi, birçok kişiye çirkin gelen köpek eti yemek; bir başka yerde ve kültürde insanların kabulü olabilmiştir. Dinimizin yasaklamadığı her şey helal olduğu için bize çok garip gelebilecek birçok helal olabilir. Helal dinen yapılmasında günah olmayan davranışları ifade eder. Yoksa helal dinen makbul olan bir davranışı ifade etmez. Bu çok önemli noktayı anlamayanlar dini, yasaklamadığı bazı şeyler için, kendi kültürlerine göre eleştirmeye kalkmış ve böylece değişik kültürlerde ve değişik zamanlarda geniş kesimce benimsenen serbestlikleri anlayamadıklarını göstermişlerdir. Dinimize göre saçımızı yeşile boyatırsak, bir davete futbol şortuyla gidersek, bir toplulukta sesli bir şekilde yellenir veya geğirirsek bir günah işlemiş olmayız. Bu fiillerin günah olmamasının sebebi, Kuranın hiçbir ayetinin bunları yasaklamamasından kaynaklanır.
Dünyanın bir yerindeki bir sahil kasabasında şort giyerek düğüne gitmek, kızılderili kabilelerinde yeşil gibi renklerle kafayı boyamak, kimi kültürlerde geğirmek, kiminde yellenmek normal karşılanabilir. Kuranın bu fiilleri günah olarak belirtmemesi sayesinde tüm bu ayrı kültürlerde Müslüman olanlar, kendi kültürleriyle bu noktalarda zıt düşmeden dinlerini yaşayabilirler. Kuran bu fiillere sahip de çıkmaz, bu fiilleri tavsiye de etmez. Yani Din köpek eti yiyin diyor, Din düğünlere şortla gidin diyor, Saçınızı yeşile boyayın diyor, Yellenin, geğirin diyor şeklindeki açıklamalar ne kadar hatalıysa; Çokeşlilik dinin gereğidir şeklinde dine karşı yapılan bir eleştiri, o kadar hatalıdır. Dinin emri ve tavsiyesi ayrıdır; din yasaklamadığı için serbest olan fiil ayrıdır.
Doğal şartlarda, savaş olmadığı zamanlarda, insan nüfusunun bire bir eşlemeye yakın şekilde kadın ve erkeklerden oluştuğunu görüyoruz. Bu da tekeşliliğin insanların genelinin tercihi olacağını, çokeşliliğin bir istisna olacağını tabiat kanunu olarak göstermektedir. Kuranda Allah, kadınlar arasında adalet yapılamazsa tek bir eşle evlenilmesini söyler (4-Nisa Suresi 3). Böylece kadınlardan birini ön plana alacak, diğer kadınları sömürecek evlilik modeline yasak getirilir. Bazı durumlarda ailesi ölen kız çocuklarına miras kalır ve bazı erkekler evlilik yoluyla bu maddi serveti ele geçirip, yetim kızın mallarını çarçur edebilir. Kuran buna benzer durumları engellemek için Nisa suresinin aynı 3. ayetinde Yetimler konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız; bu durumda size helal olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın. der.
Yani Kuran, gerekirse çokeşlilik yapılmasını, başka kadınlarla evlenilmesini; fakat hiçbir durumda yetim kızların hakkına tecavüz edilmemesini söyler. Bu ayet, gördüğümüz gibi, yetim kız çocuklarıyla ve onların mal varlıklarının sömürülmesiyle ilgilidir.
Çokeşlilik, Kuranın geniş serbestiyet çemberinde yer alır, Kuranın tavsiye veya yasaklarından biri değildir. Çokeşliliği sevmeyen sevmez, yapmayan yapmaz. Kuran, yazımızın başında dediğimiz gibi ayrı kültürlerin, ayrı zaman dilimlerinin, hem savaş hem de barış ortamının, hem tarım hem de endüstri toplumunun, hem büyük devletlerin hem de küçük ada halklarının dinidir. Kuranın anlattığı İslam tek bir medeniyetin, bir tek endüstri toplumunun, bir tek barış ortamının dini değildir. Nasıl Emevi ve Abbasi uydurmacıları Kuran dışı ilavelerle dinimizi kendi kabile ve yüzyıllarına göre dondurup sakalı, cübbeyi, sarığı dine soktularsa; bazıları da günümüzün görüşlerini dine sokma arzusundadırlar. Oysa Emevi ve Abbasiler kendi dönemlerinde sakal bırakıp, cübbe ve sarık giyip, çokeşli bir şekilde yaşayabiliyorlardı. Günümüzde de sakal traşı olunup, pantolon, ceket, kravat giyilip, tek eşle evlenilebilir. Her iki ayrı uygulama da İslama aykırı değildir ve yine her iki ayrı uygulama da İslam değildir. Bu şahsi tercihlerin hiçbiri İslamın zaman üstü değer ve kurallar sistemiyle ilintili değildir. Oysa Allahı tek bilmek, fakirlere yardım etmek, oruç tutmak; Kuranın emirleri olduğu için hem Emevileri, hem Abbasileri, hem günümüzü, hem de bizden sonrakileri yükümlü kılar.
PEYGAMBERİMİZİN EVLİLİKLERİ
Peygamberimizin birçok hanımla evlenmesine ve bunlarla ilgili anlatılan çeşitli hikayelere gelince; Kuranda Peygamberimizin hiçbir hanımının ismi geçmez. Peygamberin 9 yaşında bir kızla evlendiği de Kuranda değil, uydurmalarla dolu hadislerde geçer (bu konudaki hadisler kendi içlerinde de çelişkilidir). Peygamberimizin hanımlarıyla ilgili anlatılanların % 99u hadis kaynaklıdır. Yani bu hikayeler güvenilir değildir. Peygamberimizin uygunsuz bir şey yapmayacağı apaçık ortadadır. Kuranda Peygamberimiz için Bundan sonra güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de evlenmen sana helal olmaz. (33-Ahzab Suresi 52) diye yasak getiren ayet bulunmaktadır. Bu ayet inmeden önce diğer inananlar için helal olan her şey, Peygamber için de helaldi. Bu ayetle diğer insanlara getirilmeyen bir kısıtlama Peygambere getirilmiştir. Ahzab suresi 28. ayette ise Peygamberin bir hanımı şayet ondan boşanmak isterse, boşanmanın maddi bedelini karşılayıp boşaması söylenir. Yani diğer hanımlar gibi, Peygamberin hanımları da kendi gönül rızalarıyla evlenmişlerdir ve istedikleri an nafaka alıp boşanabilmektedirler. Kendi döneminin şartları, kendi kısmeti ölçüsünde, Kurana ters düşmeden, Peygamber de evlilik yapabilir ve yapmıştır. Bizi alakadar eden her bilgi Kuranda mevcuttur. Bunun dışındakilerle din adına uğraşmak abesle iştigaldir. Peygamberimizin elçi sıfatıyla bize getirdiği Kuran, dinimizi oluşturur. Uydurma hadislerin de karıştığı kesin olan Peygamberimizin özel hayatıysa; ancak o dönemde ve o dönemin şartlarında yaşayarak değerlendirilebilir. Peygamberimiz, Kuranın serbest bıraktığı konularda, kendi kültürü, içinde bulunduğu dönem ve şartlara göre, yani tarihsel olan, insanlara evrensel örnekler sunmayan tercihler yapmıştır. Peygamberimizin yaşadığı hayatın Kuran dışı detaylarını sünnet başlığıyla sunmuş olanlar; sünnetin dinin evrensel bir bölümü gibi algılanmasına sebep oldular, bu yaklaşım ise döneme ve şartlara bağlı tarihsel olguların algılanamamasına yol açtı. Bu algılama bozukluğu ise Peygamberimizin evlilikleri gibi konuların hatalı bir bakış açısıyla değerlendirilmesine sebep oldu. Günümüzde hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğu belli olmayan hadislerle Peygamberin özel hayatı hakkında tartışmaya imkan yoktur ve tarihsel olan bu alanı tartışmamıza gerek de yoktur. Hadis uydurmacılığının ve evrensel sünnet anlayışının bıraktığı kötü miraslardan biri de bu gereksiz tartışmadır. Kurana dönüş, diğer hastalıkları tedavi ettiği gibi bu yarayı da kapatacaktır.
KADINLARIN ŞAHİTLİĞİ
Kuranla ilgili mezhepçi anlayış tarafından çarpıtılmış konulardan diğer bir tanesi kadınların şahitliğidir. Kuran, kadın ile erkeğin şahitliğini bir tutar, hiçbir yerde bir erkeğin şahitliği iki kadına eşittir diye geçmez. Örneğin zinanın tespitinde 4 şahit gerekir ve Kuranda bu şahitler 4 kadın veya 2 erkek, 4 erkek veya 8 kadın gibi ifadeler kullanılmadan 4 şahit diye belirtilir. Yani herhangi 4 şahit işlevi görür, kadın erkek ayrımı yapılmaz. Kadınla kocasının şahitliklerinin birbirleriyle çeliştiği, kadınlara zina isnadıyla ilgili durumda da; kocanın şahitliği karısınınkine eşittir, hatta iki şahitliğin çeliştiği bu durumda kadın, kendi şahitliğine uygun olarak masum kabul edilir (Bakınız: 24-Nur Suresi 6-9).
İstisnai, yanlış anlaşılan konu ise Bakara suresi 282. ayette, vadeli borçlanmalarla ilgili konuda geçer. Bu ayette, borçların yazılması ve yazıcı ile şahitlerin bu görevden kaçmamaları söylenir. Ayrıca ayetin sonunda yazıcıya ve şahitlere zarar verilmemesi gerektiği geçer. Görüldüğü gibi maddi menfaatlerin söz konusu olduğu bu konuda, şahitlik insanların kaçındığı, yapmak istemedikleri bir sorumluluktur. Allah ise bu kaçınılan görevi erkeklere yükleyip, iki erkek şahit bulunmasını ister. Dikkat edin ayette, iki erkek veya dört kadın şahit bulun ifadesi geçmez, doğrudan iki erkek şahit bulunması istenir. Böylece ticaretle daha az uğraşan ve baskılara karşı daha hassas olan kadın, bu kaçınılan vazifeden korunur. Eğer iki erkek bulunamaz ve bir erkek bulunursa, o zaman bir erkek ve iki kadın bulunması gerekir. Böylece hem şahit sorunu çözülür, hem olumsuz bir durumun ortaya çıkışı ihtimalinde bir erkekle bir kadının karşı karşıya kalması önlenip kadın korunur. Ortaya borcun miktarı konusunda bir yanlış anlama çıktığını düşünelim. İki şahidin farklı şahitliği durumunda kadın, erkekle karşı karşıya kalacak ve iki taraftan birinin yalancı olduğunun kesin olduğu bir ortamda, yoğun stres ve baskı altında kalacaktır. Oysa bir erkek ve iki kadın şahitle, şahit sayısı üçe çıkınca mesuliyet dağılacağı için şahitlikteki stres azalacak ve baskı yapmak isteyen art niyetli kimselerin bu sefer iki kişiden birini değil, üç kişiden ikisini kandırmaları gerektiği için işleri zorlaşacaktır. Kadınların baskılardan korunmasını sağlayan bu uygulamanın hikmetlerini idrak edemeyenler; kadını baskılardan koruyup, kaçınıldığı belirtilen bir mesuliyeti erkeğe yükleyen bu ayeti anlamayarak, bir erkeğin şahitliği iki kadının şahitliğine eşittir diyerek, Kuranı çarpıtmışlar ve evvelki uydurma izahlarından kaynaklanan bakış açılarını bu alana da sokmuşlardır. Oysa bu ayet dışında Kuranda geçen diğer şahitliklerde kadın, erkek ayrımı yoktur. Eğer böyle bir ayrım olsa, Allah bunu ya her şahitlikle ilgili ayette belirtir ya da bir erkeğin şahitliği iki kadının şahitliğine eşittir diye genel bir hüküm koyardı. Böyle bir hükmün olmaması, böyle bir durumun da olmadığını gösterir. Ticaretle tarihin her döneminde daha az alakalı olan kadın, ticaretle alakasının azlığı veya baskıya uğraması sonucu doğru şahitlikten saparsa diğer kadının hatırlatması sonucu, bu zorluğu aşabilir ve mesuliyeti paylaşıp mesuliyetini azaltır. Ayette Yazana da, şahitlik edene de zarar vermeyin. Yapacak olursanız doğru yoldan sapmış olursunuz. şeklindeki ifadeyi, şahide ve yazıcıya yapılan baskıyı ve bu bağlamda ayetin mantığını anlamak için gözönünde bulundurmamız gerekmektedir.
KADINLARI DÖVME MESELESİ
Kuranda geçen kadınlarla ilgili en çok tartışma konusu olmuş ayetlerden biri Nisa Suresi 34. ayettir. Bu ayeti iki yazardan alıntılarla inceleyelim. Prof. Yaşar Nuri Öztürk şöyle demektedir: Bu ayet erkeklerin mutlak anlamda üstünlüklerinden değil, varlık yapılarındaki bir farklılıktan bahsediyor. O da erkeklerin kadına kavvam yani koruyucu, kollayıcı, gözetici olmalarıdır. Ne var ki Kuran ayetlerini, kadını horlamak için pervasızca tevil eden ve sürekli anlam kaydırmaları yapan çoğu müfessirler bu kavvam kelimesini hakim, yönetici gibi Kurandaki kullanımına uymayan anlamlar vererek erkek despotizmine gerekçe yapmışlardır. Aynı ayetteki fadribu kelimesi, Kuranda kullanılan anlamlarından yalnız bir tanesiyle kayıtlanmış ve emirden hep dövmek çıkartılmıştır. Bütün tevillerini ve yorumlarını kadın aleyhine yapan yaklaşımlardan zaten başka bir şey beklenemezdi. Oysa, kelimenin diğer anlamları ayetin amacını ve düzenlenen konunun maksadını çok daha doyurucu biçimde önümüze koymaktadır. İşin esası şu ki, Kuran birçok yerde sergilediği kelam mucizesini burada da sergileyerek, bir tek kelimeyle birkaç alternatifi birden vermiştir. Biraz teknik detay verirsek şunları söyleyeceğiz: Fadribu emrinin kökü olan darb kelimesinin 30a yakın anlamından en önemlileri vurmak, dövmek, huruc (çıkmak), zehab (gitmek) ve dolaşmaktır (Bakınız: İbn Mansur, Lisanul Arab, Darb Maddesi). Durum bu olunca konumuz olan ayetteki emri bu anlamların muhtemel olan her biriyle değerlendirmek gerekmektedir. Buna göre emri aynı zamanda ifal kalıbından da anladığımızda ifade ettiği manalar şunlar olur:
1- Onları evden çıkarın, 2- Onları bulundukları yerin dışına gitmek zorunda bırakın, 3- Onları dövün. Kuran böylece içinde bulunulan duruma ve karşılaşılan şartlara göre bu üç seçenekten birinin kullanılmasını istemektedir.
Ve dikkat edilirse ilk iki seçenek düzenlenen konuda, sonuç almak bakımından hem insan psikolojisine hem de hukuk mantığına daha uygundur. (Yaşar Nuri Öztürk, Kurandaki İslam, sayfa: 552-554)
Dr. Edip Yüksel ise aynı ayetle ilgili şu izahları yapar: Ayette geçen (erricalü kavvamune alennisai) ifadesinin erkekler kadınları gözetir, yahut kadınların geçiminden sorumludur biçiminde çevrilmesi gerekirken, gördüğüm tüm Türkçe mealler buradan erkeğin kadınlar üzerinde otoriter olduğu anlamını çıkarmışlardır. Nisa 135te geçen kavvam kelimesine gözeten, tam yerine getiren, ayakta tutan gibi anlamlar veren meallerimiz, neden Nisa 34te geçen aynı kelimeye hakim, yönetici gibi farklı anlamlar vermektedirler? 5-Maide Suresi 8. ayette geçen kavvam kelimesine de aynı şekilde gözeten, ayakta tutan anlamını veren meal yazarlarımız, neden kadınlar söz konusu olunca kelimenin anlamını değiştirip sertleştirme ihtiyacı hissetmişlerdir? Kavvam kelimesi kvm kökünden türer. Bu kökün türevlerinin geçtiği tüm ayetleri incelerseniz, hiçbir yerde yönetici hakim anlamını bulamayacaksınız. Aynı ayetteki badehum kelimesindeki hum zamirini, sadece erkeklere gönderdiğinizde anlam şöyle olur: Allah, erkeklerin bazısını bazılarına üstün kılmıştır. Bu anlam kuşkusuz ayetin içinde bulunduğu metinle uyuşmamaktadır. Ancak badehum kelimesindeki hum zamirini, erkek ve kadınlardan oluşan karma bir topluluğa gönderdiğinizde anlam şöyle olur: Allah, erkeklerin ve kadınların bazısını bazılarına üstün kılmıştır. Türkçeye en uygun çeviri şöyle olabilir: Allah, her birine farklı yetenekler ve özellikler vermiştir. Nisa 34 ayetindeki idribuhunne kelimesi o kadınları dövün diye çevrilmiş. Bu kelime üzerinde incelemeye geçmeden önce karı koca ilişkisi üstüne Kuranın bir değerlendirmesini hatırlatmak isterim. 30- Rum Suresi 21. ayette şöyle geçer: Kendileriyle rahatlayıp huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması Onun ayetlerindendir. Düşünen bir toplum için bunda işaretler vardır. Görüldüğü gibi evliliğin amacı sevgi ve merhamete dayalı huzurdur. Herhangi Arapça bir sözlüğe bakarsanız, bu kelimenin altında uzun bir anlamlar listesini bulacaksınız. Denilebilir ki daraba kelimesi, Arapçada en zengin anlama sahip kelimedir. Arapçada parayı daraba yaparsın yani basarsın. Nitekim darphane Arapça, Farsça bileşimi bir kelimedir. Arapçada greve gitmek drabtır. Türkçemizde de vurmak kelimesi aynı şekilde değişik anlamlarda kullanılır. Tutmak ve çalmak da öyle. Radyoyu çaldım diyen birisi, bu ifadeyle ya hırsızlığını itiraf eder, ya da radyoyu kullandığını bildirir. Nitekim idrib kelimesi de çık dışarı anlamına gelir. Kuzey Afrikada Arapça konuşanlar hâlâ daraba fiilinin emir kipini bu anlamda kullanmaktadırlar. Çok anlamlı bir kelimeyle karşılaştığımızda uygun olan anlamını metnin içeriğini, kullanış biçimini ve sağduyuyu dikkate alarak seçeriz. Örneğin 13- Rad suresi 17. ayetindeki daraba kelimesini açıklamak yerine dövmek olarak anlasaydık saçma bir sonuçla karşılaşırdık: İşte Allah hakkı ve batılı böyle döver. Nisa 34teki nuşuz kelimesi de meallerde şirretlik, itaatsizlik olarak çevrilmiş. Halbuki bu kelime flörtten başlayarak gayri meşru cinsel ilişkiye kadar uzanan sadakatsizlik ve iffetsizlik anlamını da içerir. Nitekim Nisa 34 ayetini dikkatle incelediğimizde, bu ikinci anlamın sözün gelişine daha uygun olduğunu görüyoruz. Nisa 34 ayeti, sadakatsiz ve iffetsiz davranan eşine kocasının nasıl davranacağını öğretiyor. Bu uygunsuz tavrın başlangıcında koca öğüt vermeli. Eğer kadın başkasıyla flörte devam ederse kocası yatakları ayırmalı. Eğer bu da yarar sağlamaz ve kadın işi zinaya kadar götürürse, o zaman kocası onu evden çıkarmalı. Erkeğini kandırarak evlilik anlaşmasına ihanet eden bir kadını dövmek, nihai bir çözüm olamaz. Ancak ondan ayrılmak ameliyat gibi sıkıntılı da olsa bir çözümdür. (Dr. Edip Yüksel, Türkçe Kuran Çevirilerindeki Hatalar, sayfa 13-20) Nitekim darabe ifadesi, tartışma konusu olan ayetin dışında aynı surenin (Nisa) 94. ayetinde de geçmekte ve burada çıkmak anlamında çevrilmektedir.
Yaşar Nuri Öztürk, bahsedilen ayeti şu şekilde çevirmiştir:
Erkekler, kadınları gözetip kollayıcıdırlar. Şundan ki, Allah insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol harcamışlardır. İyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar. Allahın kendilerini koruduğu gibi gizliliği gereken şeyi korurlar. Sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın/bulundukları yerden başka yere gönderin. Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa onlar aleyhine başka bir yol aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca büyüktür.
4-Nisa Suresi 34: Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Çevirisi
Edip Yüksel ise yukarıda alıntıladığımız açıklamalarından sonra ayeti şöyle çevirir:
Erkekler kadınları gözetmekle yükümlüdür. Zira Allah, herbirine farklı yetenekler ve özellikler vermiştir. Nitekim erkekler evin geçiminden sorumludur. Erdemli kadınlar (Allahın yasasına) boyun eğer ve Allahın korumasını emrettiği (onur ve iffetlerini) tek başlarına bile olsa korurlar. Onur ve namusları konusunda endişe duyduğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarınızı ayırın, nihayet onları çıkarın. Ancak sizi dinleyip vazgeçerlerse onlara karşı bir yol aramayın. Allah yücedir, büyüktür.
4-Nisa Suresi 34: Dr. Edip Yüksel Çevirisi
KADIN VE MİRAS
Kuranı bütünsel olarak değerlendirmemek yüzünden kadınlarla ilgili yanlış anlaşılan diğer bir konuysa miras meselesidir. İlk anlaşılması gereken mesele, Kurana göre mal, para v.b.nin paylaşımında önceliğin vasiyette olduğudur. Kuranın bu açık hükmünü mezhepçi İslamcılar, Varise vasiyet yoktur şeklinde uydurma bir hadisle ortadan kaldırma cüretini göstermişlerdir; böylece hadisle dine ilave yapmanın ötesinde hadisle Kuran ayeti bile iptal edilmeye kalkılmıştır. Kurana göre önce vasiyet ve borçlar halledilir. 5-Maide suresi 106. ayette ve 2-Bakara Suresi 180. ayette vasiyet yapılmasının söylendiğini görebiliriz. 4-Nisa Suresi 11. ve 12. ayette, tavsiye edilen paylaşma anlatılırken, bu paylaşmanın vasiyet ve borçların halledilmesinden sonra olduğu söylenir. Kadın ve erkek mirasını incelerken, Kuranın tüm sistemi içinde para akışını ve maddi ilişkileri anlarsak mirastaki paylaşmayı daha iyi anlarız. Kurana göre erkek, evlenirken kadına mehir verir. (Mehir kadına verilir, kadının ailesine değil.) Kuran, mehirin miktarını belirtmediği için örneğin maddi ihtiyaç halinde olan, evini yurdunu terkedip evlenecek olan kadın mehir olarak ev, araba v.b. isteyebilir. Koca adayıyla bu mehirde anlaşırsa evlilik olur. Yok kadın böyle bir mehir talebinde bulunmazsa mehir bir yüzük, bir hediye, bir takı v.b. de olabilir. Kuran mehirin uygun bir tarzda verilmesini ister, miktarını belirlemeyerek, birçok konuda oluşturduğu esnek ortamı burada da oluşturur. Mehir iki tarafın üzerinde anlaştığı bir miktardır. Fakat her durumda erkekten kadına bir maddiyat transferi mehirle gerçekleşir. Ayrıca Kurana göre erkek, kadının ve çocukların geçimini üstlenir. Eğer boşanma olursa; çocukların masrafları, anne çocuğu emziriyorsa annenin de masrafları, Kurana göre erkeğin yükümlülüğündedir. Yani Kurana göre erkek hem mehirle hem de karısının ve çocuklarının masraflarını karşılamakla kadına yüklenmeyen bu harcamalardan sorumlu tutulur. Dul kalan kadınların ise aldıkları mehir ve diğer varlıkları geçinmelerine yeterli değilse, ihtiyaçları varsa uygun tarzda geçindirilmeleri, tüm Müslümanların vazifesidir (2-Bakara Suresi 241). Görüldüğü gibi erkeğin parası ve maddi varlığı sürekli bölünür ve üzerinde birçok sorumluluk vardır. Buna karşı Allah, erkek çocuğa, kız çocuğunun iki katı miras önerir (4-Nisa suresi 11). Miras ile ilgili teferruatlar Nisa suresi 11, 12 ve 176. ayette okunabilir. Mirasçı olan anne, baba ise mirastan ikisi de altıda bir olarak eşit hisse alırlar. Görüldüğü gibi Allah erkeğin malını böleceği, iş kurmak için sermaye gerekeceği yaşlarda erkeğe kız kardeşinin iki katı miras önermektedir. Fakat çocuğu ölen anne ve babalarda böyle endişelerin olması pek muhtemel değilken, önerilen miras her birine, hem babaya hem de anaya altıda birdir.
Kimi insanların şu anda devir böyle, artık kadınlar da çalışıyor veya oğlumun hanımı da kendi de zengin, kızımın kocası da kendisi de fakir gibi farklı özel şartlarını ifade eden durumları oluşabilir. Daha evvel de dediğimiz gibi Kuranda esas olan vasiyettir; tüm bu miras dağıtımları, vasiyet ve borçlardan geri kalan içindir. Kişilerin özel durumları, özel istekleri varsa vefat etmeden kızlarına bırakacakları vasiyetle, oğullarıyla mirası dengeleyebilir ve Kuranın izin verdiği bu esneklikten yararlanabilirler. Bu konuda da gördüğümüz gibi sorun Kurana önyargılı yaklaşımlarda ve Kuranı bütün olarak kavramaya çalışmamaktadır. Yoksa Kuran, her konunun en mükemmel şekilde çözümünü sunmaktadır.
BİRBİRİMİZİN GİYSİLERİYİZ
Kuranın kadın-erkek ilişkisi hakkındaki hükümlerinde bir yanlış anlama da cinsel ilişkinin tarlaya tohum ekmeye benzetilmesini anlamama yüzünden olmuştur. 2-Bakara Suresi 223. ayette Kadınlar sizin tarlanızdır, tarlanıza dilediğiniz şekilde varın şeklindeki açıklamayla, cinsel ilişkinin her şekilde yapılabileceği, bu konuda hiçbir kısıtlama olmadığı anlaşılır. Bu ayet her şeyi kısıtlamaya meraklı gelenekçilerin, cinsellik alanını da kısıtlamaya çalışması önünde set olmuş bir ayettir. Bu ayete rağmen Erzurumlu İbrahim Hakkı gibi bazı gelenekçiler (27. bölümde göreceğiz), yine de cinsellik alanında hangi gün cinsel ilişki yapılabileceğine kadar teferruatlar ve yasaklamalar ile insanların cinsel hayatlarına da burunlarını sokmuşlardır. Oysa ayet cinselliği sınırlayıcı görüşleri yıkar. Tarla kelimesinin Türkçede kulağa kaba gelmesi bizi aldatmamalıdır. Eğer tarla sözcüğü kulağınıza kaba geliyorsa ürün alma alanı gibi bir tamlamayı ayette aynı yere koyun: Kadınlarınız sizin ürün alma alanınızdır. O halde ürün alma alanınıza dilediğiniz şekilde varın. Bu deyim uzun anlatımlı olsa da ayetin Arapçasının aynı manasını verir.
Toprağa tohum bırakılınca canlı olan fidanı meydana gelir, hanımın içine eşinin spermlerini bırakmasıyla evliliğin fidanı olan çocuk ortaya çıkar. Bu yüzden bu benzetme, insanları düşünmeye sevkeden ve gereksiz yasaklara set çeken çok güzel bir benzetmedir. Kuranda bu tip düşündürücü güzel benzetmeler sıkça yapılır. Başka bir ayette de kadınla erkek birbirlerinin giysileri olarak tanıtılırlar:
Onlar sizin giysileriniz, siz de onların giysilerisiniz.
2-Bakara Suresi 187
KURANIN İSLAMINA GÖRE KADININ YERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Bu bölümün başında, uydurma hadisler ve mezhepler aracılığıyla bedeviliğin kadına bakışının nasıl dine sokulup, kadının seyahat edemez, evde oturmaya mahkum, hiçbir yönetici sıfatı olmayan, erkeğe itaati farzlaştırılan, sesini bile erkeğe duyurmaması gereken, kalktığı yere bile soğumadan oturulamayan, vb. bir konuma getirildiğini gördük. Bu zihniyetin oluşturduğu kafa yapısının, Kuranın izahlarını çekiştirmesi ve uydurma hadislerle karıştırması sonucu oluşan yanlış anlamaları bunun ardından inceledik. Böylece mezheplerin, geleneklerin uydurmalarla dolu İslamından, zihnimizi arındırmanın, Kuranı tam ve sağlıklı anlamak için en önemli şart olduğunu kavradık. Sadece ve sadece Kurana giderek kadının yerini anlamaya çalıştığımızda sağlıklı sonuçlara varacağımızdan eminiz.
Allahın bir kısmınızı bir kısmınızdan üstün kıldığı şeyleri isteyip durmayın. Erkeklere kendi kazandıklarından bir pay, kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay vardır.
4-Nisa Suresi 32
Ayetten de anlayacağımız gibi kadının erkeğe, erkeğin de kadına üstün olduğu alanlar vardır. Bir cinsin diğerine her alanda üstünlüğünü savunmak veya her iki cinsin her alanda eşitliğini iddia etmek yaratılışın kanunlarıyla, aklın gerekleriyle çelişen iddialardır. Eşitlik sloganlarıyla erkeğe çocuk doğurtmaya, kadına savaşta erkeklerle aynı vazifeleri yüklemeye kalkıp her iki cinsin farklılıklarını iyi değerlendiremezseniz her iki cinse de zulmetmiş olursunuz. Her iki cinsi de yaratan Allah, her iki cinsin farklılıklarını ve bu farklılıklara rağmen (aynı zamanda farklılıklar sayesinde) nasıl ahenkle bir arada olacaklarını (2-Bakara Suresi 187. ayetin belirttiği gibi nasıl birbirlerinin elbiseleri gibi olacaklarını) en iyi şekilde bilir. Yine Kuranın mucizevi anlatımıyla sorarsak: Yaratan yarattığını bilmez mi? Elbette Yaratan, yarattığını bilir ve her şeyi bilen Yaratıcı, mesajı Kuranda, kadın-erkek ilişkilerini de her şeyi olduğu gibi en mükemmel şekilde düzenlemiştir. Bu düzenlemelerdeki mükemmeliyet kimi zaman bir hüküm getirilerek, kimi zaman ise hüküm getirilmeyerek olmuştur. Kuranın her döneme, kültüre, zamana ve topluma uyumu böylece sağlanmıştır. Kuranın hüküm getirmesi gibi, gerekmeyen konularda hüküm getirmemesinin hikmetini kavrayamayan gelenekçi, mezhepçi zihniyet, bugün gördüğümüz dejenerasyonu ne yazık ki İslam adına ortaya çıkarmış ve geniş kitlelere İslam budur diye yutturmuştur.
ÜSTÜNLÜK CİNSİYETTE DEĞİL, İYİ FİİLLER GERÇEKLEŞTİRMEDE
Her izahın geçerliliğini Kurana giderek siz de araştırabilirsiniz. Örneğin Müslimin meşhur hadis kitabındaki; namazı kadının, kara köpeğin ve domuzun bozduğuna dair izahı ele alalım. Böyle bir izahı duyduğumuzda (Kuranın temel zihniyetine aykırı olduğunu bilmemize rağmen, iyice tetkik edip tam bir malumata sahip olmak için) Kuranda böyle bir izahın olup olmadığını araştırırız. Kuran çevirilerinin arkasındaki fihristlerde abdest, kadın, köpek, domuz gibi kelimeleri taramamız işimizi kolaylaştırır. Kuranda bu izahı bulmamamız, bu izahın uydurma olduğunu ilan edebileceğimiz manasına gelir. Üstelik Kurandan abdestin sadece tuvalete gitikten sonra almamız gerektiğine dair izahı buluşumuz ve Kuranın her detayı verdiğine dair ayetleri hatırlamamız, bu kanaatimizi şüphesiz kılar. Kuranda, Allahtan olmayan bir hükmü Allahın hükmü gibi gösterenlerin zalim olduğu söylenir. Şimdi mezhepçi yaklaşımı benimseyenlere sorularımıza devam edelim: Sizce, abdesti kadın, köpek, domuz bozar izahının yapılması bir zulüm değil midir? Eğer bunu kabul etmiyorsanız, bu izahın doğru olduğunu mu kabul ediyorsunuz?
Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim iyi fiiller gerçekleştirirse onlar cennete girecek ve onlar bir çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar bile haksızlığa uğramayacaklardır.
4-Nisa Suresi 124
Erkek olsun, kadın olsun, her kim inanmış olarak iyi fiiller gerçekleştirirse onu mutlaka güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle mutlaka veririz.
16-Nahl Suresi 97
İslama göre asıl hayat ahiret hayatıdır. Dünya hayatı kısa bir yolculuk, ahiret ise asıl varılacak yerdir. Gerek yukarıdaki ayetler gerek diğer ayetlerde, erkek veya kadın olmanın değil, iyi fiiller gerçekleştirmenin üstünlük sebebi olduğunu görüyoruz. Kadının doğuştan dezavantajlı olduğunu, cehennemin çoğunluğunu oluşturduğunu iddia eden zihniyet, tüm bu ayetlerle, yani Kuranla, yani Allahın diniyle çelişmektedir.
Geleneksel din anlayışı en çok kadınlarla ilgili konularda dine ilaveler yapmıştır dersek, abartmış olmayız. Kadını köleden beter yapan, kadının erkek egemen toplumda sadece ev işinde ve cinsellikte kullanılmasını, hiçbir alanda kadına hak tanınmamasını savunan izahlar; toplum nezdinde kabul görsünler diye uydurma hadislere ve mezhep izahlarına dayandırılmış ve bu bakış açısı topluma din diye yutturulmaya çalışılmıştır. Saf dindar kadınların birçoğu, Kuranın anlattığı İslam ile bu uydurmaları ayırt edemedikleri için Allahın rızasını umarak bu uydurmalara göre yaşamaya çalışmış ve kendilerini gelenekçi erkeklerin sınırlarını çizdiği kapkara bir dünyada bulmuşlardır. Gelenekçiler, Peygamberimiz cennetin annelerin ayaklarının altında olduğunu söylemiş, kadınlar annemizdir, bacımızdır gibi laflar ederek, kadınlara çok değer verdiklerini göstermek istemektedirler. Oysa birazdan kadınlarla ilgili gelenekçi kaynaklardaki izahları incelediğimizde, gerçekte kadına ne kadar değer verdiklerini iyice anlayacağız. Kadınlarla ilgili Kuranda geçmeyen uydurma izahlara değindikten sonra, yine bu uydurmaların etkisiyle yanlış değerlendirilen Kurandaki bazı meselelere değineceğiz. Bundan bir sonraki bölümde (22. bölüm) ise başörtüsü gibi günümüzün kadınlarla ilgili en çok tartışılan konusunu, ayrı ele alacağız. Bu bölümün iyice anlaşılması, o bölümün daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.
KADINLARLA İLGİLİ MEZHEP VE HADİS KÖKENLİ UYDURMALAR
Bu uydurmaların yapılışındaki en temel hedef, kadının erkeğine kayıtsız ve şartsız itaatini sağlamak olmuştur. Uydurma hadislerle, kadının erkeğe itaati bir ibadet gibi sunulmuştur:
Eğer bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emretseydim, erkeklerin kadınlar üzerinde olan haklarından dolayı kadınların erkeklere secde etmelerini emrederdim.
Tirmizi, Rada 10/1159; Ebu Davud, Nikah 40/2140; Ahmed b. Hanbel, Müsned 6/76; İbn Mace, Nikah 4/1852
Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak temizlese, yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz.
İbni Hacer El Heytemi 2/121; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/239
Ey kadınlar! Eğer kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz.
Hafız Zehebi, Büyük Günahlar
En titiz hadis çalışmalarında alıntıladığımız hadisleri görmemiz, Kuran, yalnız ve yalnız Kuran diye niye defalarca tekrar ettiğimizin anlaşılmasını bir kez daha sağlayacaktır. Yukarıdaki uydurmaları Peygambere fatura edenler, ne yazık ki bu uydurmaların reddi olan Kuranın anlattığı İslama uymayı Peygamber düşmanlığı, bu uydurmaların kabulü olan hadislerin, mezheplerin, geleneklerin İslamını ise Peygamberi sevme göstergesi ilan ediyorlar. Böylece kadınları eksik akıllı ve eksik dinli ilan edenler, dine büyük zarar vermiş oluyorlar.
Kadınların dinleri ve akılları eksiktir.
Buhari
Çok lanet ediyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen, aklı ve dini eksik başka bir varlık görmedim.
Müslim, İman, 34/132; İbn Mace, Fiten 19/4003
Kadınları erkeğin kölesi yapan zihniyet, bununla yetinmeyip; kadınların çoğunu cehennemlik, dinen eksik ilan edip, Kuranın açık izahlarıyla da çelişir:
Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.
Buhari
Ey kadınlar topluluğu! Sadaka veriniz ve çok istiğfar ediniz. Çünkü ben, Cehennem halkının çoğunun sizler olduğunu gördüm.
Müslim, İman 34/132; İbn Mace, Fiten 19/4003
KADINA CENNET VİZESİ KOCADAN
Kadınların çoğunun cehennemlik olduğunu iddia eden hadislerin yanında, kadının cennete gidişi için kocasının kendisinden memnuniyetini şart olarak gösteren hadisler de uydurulmuştur.
Bir kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse Cennete girer.
Riyazus Salihin
Kadınların hayırlısı, erkeklerin yaramazlıklarına ve kötü huylarına sabredendir, bu sabır onların cennete girmesine sebeptir.
Kadınlara Dini Bilgiler
Müslim de, Buhari de, Tirmizi de, Muvatta da, Şii kaynaklar da; Emevi ve Abbasi döneminde uydurulmuş, bazı kişilerin kadına kendi bakış açılarını dinselleştirmeye çalışmalarının ürünü olan bu tip uydurmalarla doludurlar. Oysa Kuranın hiçbir yerinde, biraz önce örneklediğimiz tipteki hadisler gibi kadınların çoğunun kötü, cehennemlik, dinen eksik olduğu geçmez. Kuran, üstünlüğü erkek veya kadın olmaya değil, Allaha yakın olmaya, Allahın dininde titizliğe bağlar.
Ey insanlar! Biz sizi bir erkek, bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız takvaca en ileride olanınızdır.
49-Hucurat Suresi 13
Ayetten de anlayacağımız gibi Kuran, üstünlüğü bir ırka, bir kabileye veya erkek, kadın gibi bir cinsiyete değil, Allahın dinine titizlik ve Allah için hatalardan sakınma tipi manalara gelen takvaya bağlamıştır. Oysa buraya kadar gördüğümüz hadislere göre kadın olmak daha baştan cehennemlik olma ihtimalini arttıran bir unsurdur. Bu zihniyet, eksik ve cehennemlik ilan ettiği kadını, ezik karakterli bir varlığa dönüştürüp, kayıtsız şartsız erkeğin kumandasına verir ve kumandaya itaati de din diye insanlara dayatır. Kuranın anlattığı İslamın bu uydurulmuş dinden neden ayrılması gerektiğini daha da iyi anlamak için en itibarlı uydurma kaynakları inceleyelim:
Namazı bozan şeyler kara köpek, eşek, domuz ve kadındır.
Müslim, Salat 265; Tirmizi Salat 253/338; Ebu Davud, Salat 110/720
Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.
Ebu Davud, Tıb 24/3922; Müslim, Selam 34/115; Buhari, Nikah, 17/4805
DİŞSİZ, TİPSİZ, YAŞLI KOCALARIN KURTULUŞU
Aşağıda kadını uğursuz ve namazı bozucu ilan eden mezheplerin çok itibar ettiği İmam Şarani ve İmam Gazali gibi düşünürlerin kadının neden evde tutulması gerektiği ile ilgili açıklamalarını, ayrıca kadınların süslenmesini haramlaştıran bazı hadisleri okuyacaksınız:
İçinizden biri yaşı ileri, ağzındaki dişleri dökülmüş, görünüş itibariyle de çok çirkin olabileceği gibi aksine karısı da genç ve güzel olabilir. Bu genç ve güzel kadın, çarşıya çıktıktan veya davet edildiği düğün ve ziyafetten evine döndükten sonra dışarıda gördüğü yakışıklı erkeklerle yaşlı ve dişleri dökülmüş kocasını kıyas ederek kocasının yüzüne dahi bakmak istemez. Belki kocasının kendisini öpmesini ve cinsel ilişkide bulunmasını dahi istemez. İşte genç kadının erkeklerin çokça bulunduğu çarşı, pazar, şenlik ve toplantı yeri gibi mekanlara gitmesinin kadın üzerinde yapacağı etki en azından budur.
İmam Şarani, Uhudül Kübra
Dövme yapan ve yaptırana, yüzündeki tüyleri aldıran ve estetik için dişlerini seyrelttiren kadınlara Allah lanet etsin.
Buhari
Takma saç takan ve taktıran, kaşları incelten ve incelttiren, dövme yapan ve yaptıran lanetlenmiştir.
Ebu Davud, Tereccul 5
Eğer bir kadın peruk takarsa, eğer kol ve yüzüne dövme ya da ben yaparsa, yüzünden ve kaşlarından cımbızla kıl aldırırsa, yüzüne güzellik vermek için şekil değiştirirse lanetlenmiştir.
İmam Şarani, Uhudül Kubra
Bir hadise göre ashabı kiram karılarının pencere ve kapı aralıklarından dışarıyı seyretmelerini ve erkek görmelerini önlemek üzere evlerinin pencerelerini sıkı sıkıya kapatırlar, dışarıya bakanlara dayak atarlardı.
İmam Gazali, İhyayı Ulumuddin 2/122
Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç, aşırı gitmeyecek kadar da kıyafetsiz bırakınız. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat onlar biraz aç, biraz da çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan hayırlı bir şey yoktur.
İbnül Cevzi, Mevzuat, 2; Suyuti, Lealil Masnua 2/154; İbn Arrak, Tenzihüş Şeria 2
Kadınlarınıza evlerinin kapısında oturmamaları için yeni elbise yaptırmayın, çünkü elbiseleri güzel ve yeni olursa kalplerine dışarı çıkmak arzusu gelir.
İmam Gazali, Kimyayı Saadet; İbn Ebi Şeybe, Musannaf 4
Dışarı çıkması kesin gereken kadın ise kocasından izin aldıktan sonra dışarı çıkacak ve şu kurallara kesin uyacaktır:
1- Sıkı sıkıya örtünüp kötü giysilere bürüne,
2- Hiç çıkmamış gibi davrana,
3- Başını öne eğip kimsenin yüzüne bakmaya,
4- Kalabalığa karışmaya,
5- Erkeklerin bulunduğu yerlere yanaşmaya,
6- Herkesin dolaştığı sokaklardan uzak dura,
7- İşini bir an önce bitirip evine döne,
İmam Gazali, İhyayı Ulumuddin 2
Bu uydurma izahlarla, kendi görüşünü, kadınlara olan aşırı kıskançlıklarını dini bir buyruğa çevirip, topluma dini bu şekilde sunanlar; dinsizlerin dinimize saldırısı için ortam hazırlamışlar ve birçok kimsenin dinimize olan inancının sarsılmasına sebep olmuşlardır. Halkımızın bir kısmı ise bu izahları gösterip dinimize saldıranlara kızmakta, fakat bu izahları yapanları, örneğin İmam Gazaliyi bu konuda eleştirmekten kaçınmaktadır. Biz Kuranı tek kaynak kabul edip, geri kalan izahları ve Şaraninin, Gazalinin bu tarz izahlarını eleştirmedikçe, bu izahlardan yola çıkarak din aleyhinde yazılar yazanlara kızmaya ne kadar hakkımız olabilir?
KADININ EN MAKBULÜ KOYUN CİNSİDİR
Bakın Gazali, kadının kaç çeşit olduğunu nasıl açıklıyor ve halkı nasıl bilgilendiriyor:
Kadının sıfatları şunlardır:
1- Giyim kuşam hevesinden maymun.
2- Fakir düşmeye razı olmadığından köpek.
3- Kocasına ve diğer insanlara kibrinden yılan.
4- Gece gündüz koğuculuk yaptığından akrep.
5- Evden eşya sattığından fare.
6- Erkeklere hile kurduğundan tilki.
7- Kocasına itaat ettiğinden dolayı koyundur.
İmam Gazali, İhyayı Ulumuddin
Bu izahlardan sonra en makbul kadının koyun cinsi olduğu açıklanır. Her türlü özgürlüğü elinden alınan kadının, Allahın farz kıldığı hacca bile tek başına gitme özgürlüğü yoktur. Kadının 90 kmden uzağa yanında mahrem biri olmadan (baba, amca, dayı, kardeş, koca gibi) gitmesi haram ilan edilir. Bu yüzden kadınlar, mahremlerinden birini ikna edemezse, bu farzı bile yapamaz konuma gelirler. Oysa Allah haccı erkek-kadın ayrımı yapmadan ve böyle bir şart belirtmeden farz kılmıştır. Kadının camiye gidip namaz kılması da, camiye gitmek için kadınların evden çıkması gerektiği için engellenmeye çalışılmış ve bununla ilgili de hadisler uydurulmuştur. Bu hadislere göre kadının evde namaz kılması camide kılmasından daha sevaptır, hatta evde bile yatak odasında kılması oturma odasında kılmasından daha sevaptır.
Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır.
9-Tevbe Suresi 71
Ayetten de anlayacağımız gibi Allah, iman eden erkek ve kadınların; cins, mahrem, namahrem ayrımı yapmadan dost olmalarını istiyor. Peki, camiye gitmek için bile evden çıkması, hatta birazdan göreceğimiz izahlara göre erkeklerle konuşması bile engellenen kadın bu dostluğu ne zaman ve nasıl kuracaktır? Hayat sahnesinde yanyana faaliyetin, yardımlaşmanın ve beraber hizmetin insan neslinin yarısı olan kadının dışlanması ve diğer yarısı olan erkeklerle irtibat ve dayanışmasının kesilmesiyle sağlanması mümkün müdür? Aynı ayetin devamında bu dostluğu sağlayanların Allahın rahmetini kazanacağı söylenir. Eğer bugün Müslüman olduğunu iddia eden toplumlardan rahmet kesilmişse, kanaatimizce, birçok sebebinden biri de bu ayetin gereklerinin yerine getirilmemesidir.
Hanefilerden bazıları kadının sesinin de avret olduğu görüşündedirler.
Fıkhus Siyre
Bir hadis şöyledir: Ancak ve ancak mahremleriniz olan erkeklerle konuşacaksınız.
İbni Kesir 4/355
AĞZINDA ÇAKIL TAŞIYLA KONUŞMA
Bırakın kadın erkek Müslümanların arkadaşlık etmesini, haremlik selamlıkla, kadınlar erkeklerden tamamen soyutlanmış ve kendi aralarında konuşan kadınların sesinin bile erkekler tarafından duyulmaması gerektiği söylenmiştir. Bu arada çok zaruret olursa, kadının ağzına çakıl taşı alıp sesi tanınmadan erkeklere -o da zaruret miktarı- bir şeyler söyleyebileceği izahını yapanlar da olmuştur.
Camiye gitmesi, tek başına hacca gitmesi, erkeklerle konuşması engellenen kadının, aybaşı olduğu zamanlarda namaz kılamayacağı, Kuran okuyamayacağı, oruç tutamayacağı izahlarıyla da bu ibadetleri engellenir. Oysa Allah, Kuranda, sadece, aybaşı olan kadınla cinsel ilişkiye girilmemesini belirtmiştir. Eğer Allah, aybaşılı kadının namaz kılmasını, Kuran okuyup, oruç tutmasını istemeseydi hiç şüphesiz bunları da bildirirdi. Fakat aybaşılı kadını pis gören yaklaşım, -İsrailiyat kökenli uydurmalar aracılığıyla- Kurana aykırı bu uygulamayı da dinimize sokmuştur. (İsrailiyat kökenli uydurmalar için 5. bölümün 10. maddesine bakınız.)
Sana kadınların aybaşı halini sorarlar. De ki: O bir sıkıntıdır. Aybaşı halinde kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın.
2-Bakara Suresi 222
Kuran her türlü detayı verirken, Kuranda olmayan zorlukları dine sokarak ilaveler yapanlar, kadınların namaz kılmalarını, oruç tutmalarını Kuran okumalarını aybaşı durumunda engelledikleri gibi kadın-erkek ayrımı yapılmadan farz kılınan Cuma namazına gitmelerini de engelleyerek, dini uygulamalarda eksiltmeler de yapmışlardır. Oysa Kuranın dininde ilave gibi eksiltme de hoş karşılanamaz. Kadın bu kadar kötülendikten sonra hiçbir fikrine değer verilmeyen bir varlığa çevrilmiş ve Kadınlara itaat eden helak olur şeklinde Kurandan onay alamayacak uydurma hadisler, Kuranın ahlakıyla ahlaklanmış olan Peygamberimize atfen uydurulmuştur.
Kadınlara danışmayın, onlara muhalefet edin. Kadınlara muhalefet edin, zira kadınlara muhalefet berekettir.
Kadınlara Dîni Bilgiler; Suyuti, Lealil Masnua 2; İbn Arrak, Tenzihüş Şeria 2
Kim ki karısına itaat ederse Allah onu yüzüstü Cehenneme atar.
İbn Arrak 2
KADIN İMAM DA OLUR, MÜEZZİN DE, DEVLET BAŞKANI DA
Kuran kadınların hiçbir göreve talip olmasını engellemez. Kadın cumhurbaşkanı da, halife de, kadı da, yargıç da, imam da, müezzin de olabilir. Çünkü Kuranda yasaklanmayan her şey serbesttir. Serbestlik asıl olan, yasak ise istisnadır. Yasak için vahye yani Kuran ayetine ihtiyaç vardır. Böyle bir yasak olmadığına göre kadın topluma namaz kıldırıp imam da olur, tüm milleti yönetecek cumhurbaşkanı veya başbakan da olur Gerek Müslüman memleketlerde, gerek diğer ülkelerde kadınların neden devlet yönetiminde ikinci sırada kaldığı tartışılması uzun bir konudur. Fakat şurası açıktır ki Kuranın anlattığı dinde buna hiçbir engel yoktur.
Başlarına bir kadını geçiren bir kavim asla iflah olmaz.
Hanbel, Müsned 5; Tirmizi, Fiten 75; Nesai, Kudat 8; Buhari, Fiten 18
Birçok hadis kitabına girmiş yukarıdaki uydurma, Kuranın getirmediği hükümleri kadın aleyhine uyduran gelenekçiler tarafından dinimizin içine sokulmuştur. Tahminimiz odur ki, bu uydurma, Hz. Aişenin Cemel olayında orduya kumanda etmesi üzerine karşı tarafta yer alanların uydurduğu siyasi kaygıdan kaynaklanmış bir uydurmadır. Bunu gören Süleyman Ateş şu açıklamayı yapar: Şimdi bu hadiste taşlanan Hz. Aişedir. Peygamber Aleyhisselam gerçekten öyle söylemiş olsaydı, Hz. Aişenin Cemel olayına katılmaması, Talha ve Zübeyrin de onu başlarına geçirmemeleri gerekirdi. Kurana ters, olaylara aykırı olan bu hadisin doğruluğu şüphelidir. Diğer sahabilerin bilmediği ve uygulamadığı bir hadis, nasıl din hükmü olur? (Süleyman Ateş, Kuran Tefsiri, 6/399-400)
Siyasi kaygılarla bu tip hadisler uydurup Allahın dinine kendi görüşlerini katanlar, Kuranın Saba melikesini tarifini de gözardı ederler. Neml suresi 22. ve 44. ayetler arasında Saba kavminden ve onlara hükmeden kraliçelerinden bahsedilir. Ayetlerin açıklamalarında Saba melikesinin zekasını, topluma doğruyu buldurmadaki becerisini, kavmini tehlikeye atmayışını, tedbirli yaklaşımlarını görürüz. Kadınların yönetici olamayacağına, kadınlara muhalefetin iyi olduğuna dair yüzlerce gelenekçi hüküm ve uydurmaya karşın Kuranda bu manada tek bir ifadeye dahi rastlanmaz.
Kadınlara yazıyı öğretmeyin. Dikişi ve Nur Suresini öğretin.
İbnül Cevzi, Mevzuat 2
Günümüzde geleneksel Ehli Sünnet yaklaşımı benimseyenlerin büyük bir çoğunluğu, kızlarının iyi eğitim almasını arzu etmekte, başörtülü kızların okutulmaması gibi zulümlere karşı direnmekte, bu yaklaşımlara haklı olarak tepki göstermektedirler. Bu elbette sevindirici bir gelişmedir. Fakat Ehli Sünnet adına yukarıda alıntıladığımız tipteki hadislerin uydurulduğu ve Kuran dışı İslam zihniyetine bu yaklaşımların içkin olduğu da unutulmamalıdır. Kuranın anlattığı din ile uydurmaların anlattığı din arasında ayrımı gereği gibi yapmadan, tutarlı bir şekilde, kadınların önüne din adına çıkarılmış engeller kaldırılamaz. Dindarları kamusal alandan dışlamaya çalışan kişilerle mücadele gerekli olsa da; bizce, bu dış etkilerle mücadeleden daha önemlisi İslamın içine sokulmuş uydurmalarla yapılacak iç mücadeledir. Bu iç mücadelede, Kuranın karşısına din adına dikilenler vardır; fakat bu din diye nitelenenin önemli bir bölümü uydurma hadisler, önemli bir bölümü ise geleneklerden oluşmaktadır.
CİNSELLİĞİ SAĞLAMA ALMAK İÇİN HADİS UYDURMA
Kişi kadınını yatağa davet eder de kadın kaçarak eşi sinirli bir şekilde gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lanet eder.
Buhari 9/36
Karısının cinsel ilişki teklifini reddedeceğinden korkanlar bu uydurmayı Peygambere fatura ederek karılarına; Bak, Peygamber böyle demiş, sakın bana karşı gelme diyerek, kadınları bu konuda da uydurma dinleriyle terbiye etmektedirler. Ezilen kadının boşanma hakkı da elinden alındığı için tüm zulümlere karşı kadının hiçbir sığınağı kalmaz.
Bir kadın kocasından boşanırsa, o kadına cennet kokusu haram olur.
Kadınlara Dini Bilgiler
Oysa Kuranda geçen boşanmış kadınlar tipi ifadeler (2-Bakara Suresi 228, 241) hem kadının erkeği, hem erkeğin kadını boşaması manasına gelebilir. Kuranda, Bir tek erkek boşayabilir tarzında, açık bir ifade kullanılmadığına göre, demek ki kadın da erkek gibi bu haktan aynen faydalanabilir.
Bir hadiste şöyle denilir: Camiye gelirken kokulanan kadın, evine dönüp de cünüplükten ötürü boy abdesti alır gibi yıkanmadıkça, Allah katında onun namazı kabul olmaz.
Avnül mabül 11/230
Erkeklerin güzel koku sürmesinde sevap bulanlar, aynı şeyi kadın yapıp koku sürünce, hemen günah diye damgalarlar. Erkek güzel kokudan tahrik olur diye de açıklama yaparlar. Peki, kadın erkeğin sürdüğü güzel kokuyu koklayıp tahrik olamaz mı? Madem böyle tahrik sorunu var, neden Allah bu konuyla da ilgili bir ayet indirip, kadının koku sürmesini yasaklamadı? Cevabı aslında basit; çünkü Allah bunu yasaklamak istemedi.
Kadının yeri soğumadıkça erkek, kadının oturduğu yere oturmamalıdır.
Kadınlara Dîni Bilgiler
Bazen, otobüs ve minibüslerde gelenekçi din anlayışının uygulayıcılarının, bu hadisten kaynaklanan endişelerle sergiledikleri manzaralara şahit olabilirsiniz. Bu da Kuran dışı olup, din etiketiyle sunulan uygulamaların sayısız örneklerinden bir tanesidir.
KADINLARLA İLGİLİ KONULARDA KURANLA İLGİLİ BAZI YANLIŞ ANLAMALAR
Kuranın kadınla ilgili açıklamalarındaki yanlış anlaşılan bilgiler ilk insanlar Adem ve Havva ile ilgili konulardan başlar. Kuranın hiçbir yerinde Havvanın Ademi kandırdığı ve günaha soktuğu şeklinde bir izah yoktur. Araf Suresi 11. ve 28. ayetlerin arasını okursak; Adem ile Havvanın her ikisini birden kandıranın şeytan olduğunu görürüz. Bu arada kadının, erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına dair izah da Kuranda yer almaz.
Kuranla ilgili yanlış iddialardan biri Kuranın erkeklere hitap ettiğidir. Kuran ayetlerinin % 90dan fazlası genele; yani erkek ve kadın karışık olarak tüm insanlara veya inananlara hitap eder. Bunun yanında sadece Peygamberimize, sadece kadınlara, sadece erkeklere hitap eden ayetler de vardır. Kuranı insanlara ulaştıran Peygamberimiz erkektir ve erkekler topluluğunun bir alt kümesidir.
Erkeklere hitap eden bazı ayetlerdeki üslup, bu nokta gözönünde bulundurularak okunursa daha iyi anlaşılır. Kuranı eline alıp okuyan herhangi bir kişi, Kuranın genele hitabını, sadece bir cinse hitap etmediğini rahatça anlar. Kuranı şarkı kitabı gibi okuyan veya hiç okumayanların bu tip iddiaları, hiç şüphesiz cehaletlerinin bir ürünüdür.
Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin kadınlar, itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar, özü-sözü doğru erkekler, özü-sözü doğru kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar, korunup sakınan erkekler, korunup sakınan kadınlar, sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allahı çokça hatırlayan erkekler ve Allahı çokça hatırlayan kadınlar; bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ödül hazırlamıştır.
33-Ahzab Suresi 35
Kuranın büyük bölümü genele hitap olsa da, bu ayette olduğu gibi Allahın kadın ve erkeği ayrı ayrı vurguladığı ayetler de mevcuttur.
TARİHTE ÇOKEŞLİLİK
Kuranla ilgili yanlış anlaşılan diğer bir konu ise erkeklerin çokeşli evliliğidir. Öncelikle şunun bilinmesi gerekir ki İslamiyet çok büyük bir zaman dilimine, geniş bir coğrafyaya, çok farklı iklimlere, ufak bir kabileye olduğu gibi büyük bir imparatorluğa, hem tarım hem de endüstri toplumuna, hem savaş hem de barış ortamlarına, apayrı alışkanlık ve kültürlerin olduğu insanlara gelmiştir. Kuranın bu her türlü devir, şart, ortam ve kültüre uyumu ise Kuranın serbestiyet dairesinin geniş olmasıyla sağlanır. Buraya kadar bu geniş helal dairesinin, geleneksel İslam anlayışıyla sınırlanıp, bir Arap İslamı yaratılmaya çalışıldığını gördük. Örneğin belli yörenin kıyafeti olan sarığın, cübbenin, sakal bırakma alışkanlığının dinselleştirilip; böylece İslamın her yöreye, şarta, kültüre uyumunun engellendiğini gördük. Oysa Kuranın verdiği serbestiyetlikle herkes kendi kimonosunu, ceketini, kravatını, entarisini giyebilir. Kuranın bu noktadaki özgürlüğü Kuranın anlattığı İslamın her bölgeye, her kültüre uyumunu sağlar. Çokeşlilik de aynen böyledir. Çokeşlilik, İslamın yasaklamadığı bir uygulamadır, yoksa İslamın emrettiği veya tavsiye ettiği bir uygulama değildir.
Çokeşlilik birçok kültürde, zaman diliminde, özellikle erkeklerin savaşta ölüp, kadın-erkek oranının bozulduğu zamanlarda kadınların da talebi olmuştur. Tarım toplumlarının birçoğunda çok çocuklu aile, gücün simgesi olduğu için bu toplumlarda, kadınların çocuk ve ev işlerindeki yüklerinin hafiflemesi için kocalarını evlenmeye teşvik ettiği bile görülmüştür. Unutulmamalıdır ki çokeşliliği yaşayan tek bir erkekken, kadınlar en az iki kişidir. Evlilik müessesesi de ortak bir istek veya çıkara dayandığına göre çokeşliliği bir erkek isterken en az iki kadın da bunu istemiş, kabullenmiş veya bir çıkar ummuş demektir. Yani çokeşliliğin kimi ortamlarda yasaklanmasına bir erkeğe karşı en az iki kadın karşı çıkacak demektir. Bazıları kadınların isteği olmadan aile baskısıyla evlendirildiklerini veya daha sonra boşanma hakları ellerinden alındığı için isteseler de ayrılamadıklarını, gerçekten böyle birçok durum olması sebebiyle söyleyebilir. Bu zulümler bizim konumuz değildir, çünkü bunlar İslamın değil, erkek egemen toplumun sonucudurlar. Dinimize göre evliliğe kadın da karar verir, kadının boşanma hakkı da vardır. Yani kadın, kocası çokeşlilik yaparsa veya evliliğinde yolunda gitmeyen bir şey olursa kendisi de boşanabilir. Kadının boşanmasının yasaklanması ve kadının evliliğindeki söz hakkının ailesine verilmesi gibi uygulamalar geleneğin sonucudur, Kuranın dininin değil.
KÖPEK ETİ YEMEK VE ÇOKEŞLİLİK
Daha evvel de dediğimiz gibi çokeşlilik bir serbestliktir, mecburiyet değil. Serbestlik alanı ile dini mecburiyet veya tavsiyeler tamamen farklı kategorilerdir. Dinin yasaklamamak suretiyle serbest bıraktıklarını dinin emir veya tavsiyeleri gibi dinsel alanın içinde görmek önemli bir yanlıştır ve çokeşlilik meselesinde bu hata sıkça yapılmaktadır. Bunu şöyle bir örnek üzerinden daha iyi anlayabilriz: Kuranda yalnız leş, kan, domuz eti ve Allahtan başkası adına kesilen hayvanların yasaklandığını görüyoruz. Bunun dışında her yiyecek helaldir. Çoğumuzun sevmediğimiz birçok yiyecek, örneğin köpek eti helaldir. Fakat çoğumuzun sevmediği köpek eti, Çinde sevilen bir yemek türünü oluşturur. Aynı çokeşlilik gibi, birçok kişiye çirkin gelen köpek eti yemek; bir başka yerde ve kültürde insanların kabulü olabilmiştir. Dinimizin yasaklamadığı her şey helal olduğu için bize çok garip gelebilecek birçok helal olabilir. Helal dinen yapılmasında günah olmayan davranışları ifade eder. Yoksa helal dinen makbul olan bir davranışı ifade etmez. Bu çok önemli noktayı anlamayanlar dini, yasaklamadığı bazı şeyler için, kendi kültürlerine göre eleştirmeye kalkmış ve böylece değişik kültürlerde ve değişik zamanlarda geniş kesimce benimsenen serbestlikleri anlayamadıklarını göstermişlerdir. Dinimize göre saçımızı yeşile boyatırsak, bir davete futbol şortuyla gidersek, bir toplulukta sesli bir şekilde yellenir veya geğirirsek bir günah işlemiş olmayız. Bu fiillerin günah olmamasının sebebi, Kuranın hiçbir ayetinin bunları yasaklamamasından kaynaklanır.
Dünyanın bir yerindeki bir sahil kasabasında şort giyerek düğüne gitmek, kızılderili kabilelerinde yeşil gibi renklerle kafayı boyamak, kimi kültürlerde geğirmek, kiminde yellenmek normal karşılanabilir. Kuranın bu fiilleri günah olarak belirtmemesi sayesinde tüm bu ayrı kültürlerde Müslüman olanlar, kendi kültürleriyle bu noktalarda zıt düşmeden dinlerini yaşayabilirler. Kuran bu fiillere sahip de çıkmaz, bu fiilleri tavsiye de etmez. Yani Din köpek eti yiyin diyor, Din düğünlere şortla gidin diyor, Saçınızı yeşile boyayın diyor, Yellenin, geğirin diyor şeklindeki açıklamalar ne kadar hatalıysa; Çokeşlilik dinin gereğidir şeklinde dine karşı yapılan bir eleştiri, o kadar hatalıdır. Dinin emri ve tavsiyesi ayrıdır; din yasaklamadığı için serbest olan fiil ayrıdır.
Doğal şartlarda, savaş olmadığı zamanlarda, insan nüfusunun bire bir eşlemeye yakın şekilde kadın ve erkeklerden oluştuğunu görüyoruz. Bu da tekeşliliğin insanların genelinin tercihi olacağını, çokeşliliğin bir istisna olacağını tabiat kanunu olarak göstermektedir. Kuranda Allah, kadınlar arasında adalet yapılamazsa tek bir eşle evlenilmesini söyler (4-Nisa Suresi 3). Böylece kadınlardan birini ön plana alacak, diğer kadınları sömürecek evlilik modeline yasak getirilir. Bazı durumlarda ailesi ölen kız çocuklarına miras kalır ve bazı erkekler evlilik yoluyla bu maddi serveti ele geçirip, yetim kızın mallarını çarçur edebilir. Kuran buna benzer durumları engellemek için Nisa suresinin aynı 3. ayetinde Yetimler konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız; bu durumda size helal olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın. der.
Yani Kuran, gerekirse çokeşlilik yapılmasını, başka kadınlarla evlenilmesini; fakat hiçbir durumda yetim kızların hakkına tecavüz edilmemesini söyler. Bu ayet, gördüğümüz gibi, yetim kız çocuklarıyla ve onların mal varlıklarının sömürülmesiyle ilgilidir.
Çokeşlilik, Kuranın geniş serbestiyet çemberinde yer alır, Kuranın tavsiye veya yasaklarından biri değildir. Çokeşliliği sevmeyen sevmez, yapmayan yapmaz. Kuran, yazımızın başında dediğimiz gibi ayrı kültürlerin, ayrı zaman dilimlerinin, hem savaş hem de barış ortamının, hem tarım hem de endüstri toplumunun, hem büyük devletlerin hem de küçük ada halklarının dinidir. Kuranın anlattığı İslam tek bir medeniyetin, bir tek endüstri toplumunun, bir tek barış ortamının dini değildir. Nasıl Emevi ve Abbasi uydurmacıları Kuran dışı ilavelerle dinimizi kendi kabile ve yüzyıllarına göre dondurup sakalı, cübbeyi, sarığı dine soktularsa; bazıları da günümüzün görüşlerini dine sokma arzusundadırlar. Oysa Emevi ve Abbasiler kendi dönemlerinde sakal bırakıp, cübbe ve sarık giyip, çokeşli bir şekilde yaşayabiliyorlardı. Günümüzde de sakal traşı olunup, pantolon, ceket, kravat giyilip, tek eşle evlenilebilir. Her iki ayrı uygulama da İslama aykırı değildir ve yine her iki ayrı uygulama da İslam değildir. Bu şahsi tercihlerin hiçbiri İslamın zaman üstü değer ve kurallar sistemiyle ilintili değildir. Oysa Allahı tek bilmek, fakirlere yardım etmek, oruç tutmak; Kuranın emirleri olduğu için hem Emevileri, hem Abbasileri, hem günümüzü, hem de bizden sonrakileri yükümlü kılar.
PEYGAMBERİMİZİN EVLİLİKLERİ
Peygamberimizin birçok hanımla evlenmesine ve bunlarla ilgili anlatılan çeşitli hikayelere gelince; Kuranda Peygamberimizin hiçbir hanımının ismi geçmez. Peygamberin 9 yaşında bir kızla evlendiği de Kuranda değil, uydurmalarla dolu hadislerde geçer (bu konudaki hadisler kendi içlerinde de çelişkilidir). Peygamberimizin hanımlarıyla ilgili anlatılanların % 99u hadis kaynaklıdır. Yani bu hikayeler güvenilir değildir. Peygamberimizin uygunsuz bir şey yapmayacağı apaçık ortadadır. Kuranda Peygamberimiz için Bundan sonra güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de evlenmen sana helal olmaz. (33-Ahzab Suresi 52) diye yasak getiren ayet bulunmaktadır. Bu ayet inmeden önce diğer inananlar için helal olan her şey, Peygamber için de helaldi. Bu ayetle diğer insanlara getirilmeyen bir kısıtlama Peygambere getirilmiştir. Ahzab suresi 28. ayette ise Peygamberin bir hanımı şayet ondan boşanmak isterse, boşanmanın maddi bedelini karşılayıp boşaması söylenir. Yani diğer hanımlar gibi, Peygamberin hanımları da kendi gönül rızalarıyla evlenmişlerdir ve istedikleri an nafaka alıp boşanabilmektedirler. Kendi döneminin şartları, kendi kısmeti ölçüsünde, Kurana ters düşmeden, Peygamber de evlilik yapabilir ve yapmıştır. Bizi alakadar eden her bilgi Kuranda mevcuttur. Bunun dışındakilerle din adına uğraşmak abesle iştigaldir. Peygamberimizin elçi sıfatıyla bize getirdiği Kuran, dinimizi oluşturur. Uydurma hadislerin de karıştığı kesin olan Peygamberimizin özel hayatıysa; ancak o dönemde ve o dönemin şartlarında yaşayarak değerlendirilebilir. Peygamberimiz, Kuranın serbest bıraktığı konularda, kendi kültürü, içinde bulunduğu dönem ve şartlara göre, yani tarihsel olan, insanlara evrensel örnekler sunmayan tercihler yapmıştır. Peygamberimizin yaşadığı hayatın Kuran dışı detaylarını sünnet başlığıyla sunmuş olanlar; sünnetin dinin evrensel bir bölümü gibi algılanmasına sebep oldular, bu yaklaşım ise döneme ve şartlara bağlı tarihsel olguların algılanamamasına yol açtı. Bu algılama bozukluğu ise Peygamberimizin evlilikleri gibi konuların hatalı bir bakış açısıyla değerlendirilmesine sebep oldu. Günümüzde hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğu belli olmayan hadislerle Peygamberin özel hayatı hakkında tartışmaya imkan yoktur ve tarihsel olan bu alanı tartışmamıza gerek de yoktur. Hadis uydurmacılığının ve evrensel sünnet anlayışının bıraktığı kötü miraslardan biri de bu gereksiz tartışmadır. Kurana dönüş, diğer hastalıkları tedavi ettiği gibi bu yarayı da kapatacaktır.
KADINLARIN ŞAHİTLİĞİ
Kuranla ilgili mezhepçi anlayış tarafından çarpıtılmış konulardan diğer bir tanesi kadınların şahitliğidir. Kuran, kadın ile erkeğin şahitliğini bir tutar, hiçbir yerde bir erkeğin şahitliği iki kadına eşittir diye geçmez. Örneğin zinanın tespitinde 4 şahit gerekir ve Kuranda bu şahitler 4 kadın veya 2 erkek, 4 erkek veya 8 kadın gibi ifadeler kullanılmadan 4 şahit diye belirtilir. Yani herhangi 4 şahit işlevi görür, kadın erkek ayrımı yapılmaz. Kadınla kocasının şahitliklerinin birbirleriyle çeliştiği, kadınlara zina isnadıyla ilgili durumda da; kocanın şahitliği karısınınkine eşittir, hatta iki şahitliğin çeliştiği bu durumda kadın, kendi şahitliğine uygun olarak masum kabul edilir (Bakınız: 24-Nur Suresi 6-9).
İstisnai, yanlış anlaşılan konu ise Bakara suresi 282. ayette, vadeli borçlanmalarla ilgili konuda geçer. Bu ayette, borçların yazılması ve yazıcı ile şahitlerin bu görevden kaçmamaları söylenir. Ayrıca ayetin sonunda yazıcıya ve şahitlere zarar verilmemesi gerektiği geçer. Görüldüğü gibi maddi menfaatlerin söz konusu olduğu bu konuda, şahitlik insanların kaçındığı, yapmak istemedikleri bir sorumluluktur. Allah ise bu kaçınılan görevi erkeklere yükleyip, iki erkek şahit bulunmasını ister. Dikkat edin ayette, iki erkek veya dört kadın şahit bulun ifadesi geçmez, doğrudan iki erkek şahit bulunması istenir. Böylece ticaretle daha az uğraşan ve baskılara karşı daha hassas olan kadın, bu kaçınılan vazifeden korunur. Eğer iki erkek bulunamaz ve bir erkek bulunursa, o zaman bir erkek ve iki kadın bulunması gerekir. Böylece hem şahit sorunu çözülür, hem olumsuz bir durumun ortaya çıkışı ihtimalinde bir erkekle bir kadının karşı karşıya kalması önlenip kadın korunur. Ortaya borcun miktarı konusunda bir yanlış anlama çıktığını düşünelim. İki şahidin farklı şahitliği durumunda kadın, erkekle karşı karşıya kalacak ve iki taraftan birinin yalancı olduğunun kesin olduğu bir ortamda, yoğun stres ve baskı altında kalacaktır. Oysa bir erkek ve iki kadın şahitle, şahit sayısı üçe çıkınca mesuliyet dağılacağı için şahitlikteki stres azalacak ve baskı yapmak isteyen art niyetli kimselerin bu sefer iki kişiden birini değil, üç kişiden ikisini kandırmaları gerektiği için işleri zorlaşacaktır. Kadınların baskılardan korunmasını sağlayan bu uygulamanın hikmetlerini idrak edemeyenler; kadını baskılardan koruyup, kaçınıldığı belirtilen bir mesuliyeti erkeğe yükleyen bu ayeti anlamayarak, bir erkeğin şahitliği iki kadının şahitliğine eşittir diyerek, Kuranı çarpıtmışlar ve evvelki uydurma izahlarından kaynaklanan bakış açılarını bu alana da sokmuşlardır. Oysa bu ayet dışında Kuranda geçen diğer şahitliklerde kadın, erkek ayrımı yoktur. Eğer böyle bir ayrım olsa, Allah bunu ya her şahitlikle ilgili ayette belirtir ya da bir erkeğin şahitliği iki kadının şahitliğine eşittir diye genel bir hüküm koyardı. Böyle bir hükmün olmaması, böyle bir durumun da olmadığını gösterir. Ticaretle tarihin her döneminde daha az alakalı olan kadın, ticaretle alakasının azlığı veya baskıya uğraması sonucu doğru şahitlikten saparsa diğer kadının hatırlatması sonucu, bu zorluğu aşabilir ve mesuliyeti paylaşıp mesuliyetini azaltır. Ayette Yazana da, şahitlik edene de zarar vermeyin. Yapacak olursanız doğru yoldan sapmış olursunuz. şeklindeki ifadeyi, şahide ve yazıcıya yapılan baskıyı ve bu bağlamda ayetin mantığını anlamak için gözönünde bulundurmamız gerekmektedir.
KADINLARI DÖVME MESELESİ
Kuranda geçen kadınlarla ilgili en çok tartışma konusu olmuş ayetlerden biri Nisa Suresi 34. ayettir. Bu ayeti iki yazardan alıntılarla inceleyelim. Prof. Yaşar Nuri Öztürk şöyle demektedir: Bu ayet erkeklerin mutlak anlamda üstünlüklerinden değil, varlık yapılarındaki bir farklılıktan bahsediyor. O da erkeklerin kadına kavvam yani koruyucu, kollayıcı, gözetici olmalarıdır. Ne var ki Kuran ayetlerini, kadını horlamak için pervasızca tevil eden ve sürekli anlam kaydırmaları yapan çoğu müfessirler bu kavvam kelimesini hakim, yönetici gibi Kurandaki kullanımına uymayan anlamlar vererek erkek despotizmine gerekçe yapmışlardır. Aynı ayetteki fadribu kelimesi, Kuranda kullanılan anlamlarından yalnız bir tanesiyle kayıtlanmış ve emirden hep dövmek çıkartılmıştır. Bütün tevillerini ve yorumlarını kadın aleyhine yapan yaklaşımlardan zaten başka bir şey beklenemezdi. Oysa, kelimenin diğer anlamları ayetin amacını ve düzenlenen konunun maksadını çok daha doyurucu biçimde önümüze koymaktadır. İşin esası şu ki, Kuran birçok yerde sergilediği kelam mucizesini burada da sergileyerek, bir tek kelimeyle birkaç alternatifi birden vermiştir. Biraz teknik detay verirsek şunları söyleyeceğiz: Fadribu emrinin kökü olan darb kelimesinin 30a yakın anlamından en önemlileri vurmak, dövmek, huruc (çıkmak), zehab (gitmek) ve dolaşmaktır (Bakınız: İbn Mansur, Lisanul Arab, Darb Maddesi). Durum bu olunca konumuz olan ayetteki emri bu anlamların muhtemel olan her biriyle değerlendirmek gerekmektedir. Buna göre emri aynı zamanda ifal kalıbından da anladığımızda ifade ettiği manalar şunlar olur:
1- Onları evden çıkarın, 2- Onları bulundukları yerin dışına gitmek zorunda bırakın, 3- Onları dövün. Kuran böylece içinde bulunulan duruma ve karşılaşılan şartlara göre bu üç seçenekten birinin kullanılmasını istemektedir.
Ve dikkat edilirse ilk iki seçenek düzenlenen konuda, sonuç almak bakımından hem insan psikolojisine hem de hukuk mantığına daha uygundur. (Yaşar Nuri Öztürk, Kurandaki İslam, sayfa: 552-554)
Dr. Edip Yüksel ise aynı ayetle ilgili şu izahları yapar: Ayette geçen (erricalü kavvamune alennisai) ifadesinin erkekler kadınları gözetir, yahut kadınların geçiminden sorumludur biçiminde çevrilmesi gerekirken, gördüğüm tüm Türkçe mealler buradan erkeğin kadınlar üzerinde otoriter olduğu anlamını çıkarmışlardır. Nisa 135te geçen kavvam kelimesine gözeten, tam yerine getiren, ayakta tutan gibi anlamlar veren meallerimiz, neden Nisa 34te geçen aynı kelimeye hakim, yönetici gibi farklı anlamlar vermektedirler? 5-Maide Suresi 8. ayette geçen kavvam kelimesine de aynı şekilde gözeten, ayakta tutan anlamını veren meal yazarlarımız, neden kadınlar söz konusu olunca kelimenin anlamını değiştirip sertleştirme ihtiyacı hissetmişlerdir? Kavvam kelimesi kvm kökünden türer. Bu kökün türevlerinin geçtiği tüm ayetleri incelerseniz, hiçbir yerde yönetici hakim anlamını bulamayacaksınız. Aynı ayetteki badehum kelimesindeki hum zamirini, sadece erkeklere gönderdiğinizde anlam şöyle olur: Allah, erkeklerin bazısını bazılarına üstün kılmıştır. Bu anlam kuşkusuz ayetin içinde bulunduğu metinle uyuşmamaktadır. Ancak badehum kelimesindeki hum zamirini, erkek ve kadınlardan oluşan karma bir topluluğa gönderdiğinizde anlam şöyle olur: Allah, erkeklerin ve kadınların bazısını bazılarına üstün kılmıştır. Türkçeye en uygun çeviri şöyle olabilir: Allah, her birine farklı yetenekler ve özellikler vermiştir. Nisa 34 ayetindeki idribuhunne kelimesi o kadınları dövün diye çevrilmiş. Bu kelime üzerinde incelemeye geçmeden önce karı koca ilişkisi üstüne Kuranın bir değerlendirmesini hatırlatmak isterim. 30- Rum Suresi 21. ayette şöyle geçer: Kendileriyle rahatlayıp huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması Onun ayetlerindendir. Düşünen bir toplum için bunda işaretler vardır. Görüldüğü gibi evliliğin amacı sevgi ve merhamete dayalı huzurdur. Herhangi Arapça bir sözlüğe bakarsanız, bu kelimenin altında uzun bir anlamlar listesini bulacaksınız. Denilebilir ki daraba kelimesi, Arapçada en zengin anlama sahip kelimedir. Arapçada parayı daraba yaparsın yani basarsın. Nitekim darphane Arapça, Farsça bileşimi bir kelimedir. Arapçada greve gitmek drabtır. Türkçemizde de vurmak kelimesi aynı şekilde değişik anlamlarda kullanılır. Tutmak ve çalmak da öyle. Radyoyu çaldım diyen birisi, bu ifadeyle ya hırsızlığını itiraf eder, ya da radyoyu kullandığını bildirir. Nitekim idrib kelimesi de çık dışarı anlamına gelir. Kuzey Afrikada Arapça konuşanlar hâlâ daraba fiilinin emir kipini bu anlamda kullanmaktadırlar. Çok anlamlı bir kelimeyle karşılaştığımızda uygun olan anlamını metnin içeriğini, kullanış biçimini ve sağduyuyu dikkate alarak seçeriz. Örneğin 13- Rad suresi 17. ayetindeki daraba kelimesini açıklamak yerine dövmek olarak anlasaydık saçma bir sonuçla karşılaşırdık: İşte Allah hakkı ve batılı böyle döver. Nisa 34teki nuşuz kelimesi de meallerde şirretlik, itaatsizlik olarak çevrilmiş. Halbuki bu kelime flörtten başlayarak gayri meşru cinsel ilişkiye kadar uzanan sadakatsizlik ve iffetsizlik anlamını da içerir. Nitekim Nisa 34 ayetini dikkatle incelediğimizde, bu ikinci anlamın sözün gelişine daha uygun olduğunu görüyoruz. Nisa 34 ayeti, sadakatsiz ve iffetsiz davranan eşine kocasının nasıl davranacağını öğretiyor. Bu uygunsuz tavrın başlangıcında koca öğüt vermeli. Eğer kadın başkasıyla flörte devam ederse kocası yatakları ayırmalı. Eğer bu da yarar sağlamaz ve kadın işi zinaya kadar götürürse, o zaman kocası onu evden çıkarmalı. Erkeğini kandırarak evlilik anlaşmasına ihanet eden bir kadını dövmek, nihai bir çözüm olamaz. Ancak ondan ayrılmak ameliyat gibi sıkıntılı da olsa bir çözümdür. (Dr. Edip Yüksel, Türkçe Kuran Çevirilerindeki Hatalar, sayfa 13-20) Nitekim darabe ifadesi, tartışma konusu olan ayetin dışında aynı surenin (Nisa) 94. ayetinde de geçmekte ve burada çıkmak anlamında çevrilmektedir.
Yaşar Nuri Öztürk, bahsedilen ayeti şu şekilde çevirmiştir:
Erkekler, kadınları gözetip kollayıcıdırlar. Şundan ki, Allah insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol harcamışlardır. İyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar. Allahın kendilerini koruduğu gibi gizliliği gereken şeyi korurlar. Sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın/bulundukları yerden başka yere gönderin. Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa onlar aleyhine başka bir yol aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca büyüktür.
4-Nisa Suresi 34: Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Çevirisi
Edip Yüksel ise yukarıda alıntıladığımız açıklamalarından sonra ayeti şöyle çevirir:
Erkekler kadınları gözetmekle yükümlüdür. Zira Allah, herbirine farklı yetenekler ve özellikler vermiştir. Nitekim erkekler evin geçiminden sorumludur. Erdemli kadınlar (Allahın yasasına) boyun eğer ve Allahın korumasını emrettiği (onur ve iffetlerini) tek başlarına bile olsa korurlar. Onur ve namusları konusunda endişe duyduğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarınızı ayırın, nihayet onları çıkarın. Ancak sizi dinleyip vazgeçerlerse onlara karşı bir yol aramayın. Allah yücedir, büyüktür.
4-Nisa Suresi 34: Dr. Edip Yüksel Çevirisi
KADIN VE MİRAS
Kuranı bütünsel olarak değerlendirmemek yüzünden kadınlarla ilgili yanlış anlaşılan diğer bir konuysa miras meselesidir. İlk anlaşılması gereken mesele, Kurana göre mal, para v.b.nin paylaşımında önceliğin vasiyette olduğudur. Kuranın bu açık hükmünü mezhepçi İslamcılar, Varise vasiyet yoktur şeklinde uydurma bir hadisle ortadan kaldırma cüretini göstermişlerdir; böylece hadisle dine ilave yapmanın ötesinde hadisle Kuran ayeti bile iptal edilmeye kalkılmıştır. Kurana göre önce vasiyet ve borçlar halledilir. 5-Maide suresi 106. ayette ve 2-Bakara Suresi 180. ayette vasiyet yapılmasının söylendiğini görebiliriz. 4-Nisa Suresi 11. ve 12. ayette, tavsiye edilen paylaşma anlatılırken, bu paylaşmanın vasiyet ve borçların halledilmesinden sonra olduğu söylenir. Kadın ve erkek mirasını incelerken, Kuranın tüm sistemi içinde para akışını ve maddi ilişkileri anlarsak mirastaki paylaşmayı daha iyi anlarız. Kurana göre erkek, evlenirken kadına mehir verir. (Mehir kadına verilir, kadının ailesine değil.) Kuran, mehirin miktarını belirtmediği için örneğin maddi ihtiyaç halinde olan, evini yurdunu terkedip evlenecek olan kadın mehir olarak ev, araba v.b. isteyebilir. Koca adayıyla bu mehirde anlaşırsa evlilik olur. Yok kadın böyle bir mehir talebinde bulunmazsa mehir bir yüzük, bir hediye, bir takı v.b. de olabilir. Kuran mehirin uygun bir tarzda verilmesini ister, miktarını belirlemeyerek, birçok konuda oluşturduğu esnek ortamı burada da oluşturur. Mehir iki tarafın üzerinde anlaştığı bir miktardır. Fakat her durumda erkekten kadına bir maddiyat transferi mehirle gerçekleşir. Ayrıca Kurana göre erkek, kadının ve çocukların geçimini üstlenir. Eğer boşanma olursa; çocukların masrafları, anne çocuğu emziriyorsa annenin de masrafları, Kurana göre erkeğin yükümlülüğündedir. Yani Kurana göre erkek hem mehirle hem de karısının ve çocuklarının masraflarını karşılamakla kadına yüklenmeyen bu harcamalardan sorumlu tutulur. Dul kalan kadınların ise aldıkları mehir ve diğer varlıkları geçinmelerine yeterli değilse, ihtiyaçları varsa uygun tarzda geçindirilmeleri, tüm Müslümanların vazifesidir (2-Bakara Suresi 241). Görüldüğü gibi erkeğin parası ve maddi varlığı sürekli bölünür ve üzerinde birçok sorumluluk vardır. Buna karşı Allah, erkek çocuğa, kız çocuğunun iki katı miras önerir (4-Nisa suresi 11). Miras ile ilgili teferruatlar Nisa suresi 11, 12 ve 176. ayette okunabilir. Mirasçı olan anne, baba ise mirastan ikisi de altıda bir olarak eşit hisse alırlar. Görüldüğü gibi Allah erkeğin malını böleceği, iş kurmak için sermaye gerekeceği yaşlarda erkeğe kız kardeşinin iki katı miras önermektedir. Fakat çocuğu ölen anne ve babalarda böyle endişelerin olması pek muhtemel değilken, önerilen miras her birine, hem babaya hem de anaya altıda birdir.
Kimi insanların şu anda devir böyle, artık kadınlar da çalışıyor veya oğlumun hanımı da kendi de zengin, kızımın kocası da kendisi de fakir gibi farklı özel şartlarını ifade eden durumları oluşabilir. Daha evvel de dediğimiz gibi Kuranda esas olan vasiyettir; tüm bu miras dağıtımları, vasiyet ve borçlardan geri kalan içindir. Kişilerin özel durumları, özel istekleri varsa vefat etmeden kızlarına bırakacakları vasiyetle, oğullarıyla mirası dengeleyebilir ve Kuranın izin verdiği bu esneklikten yararlanabilirler. Bu konuda da gördüğümüz gibi sorun Kurana önyargılı yaklaşımlarda ve Kuranı bütün olarak kavramaya çalışmamaktadır. Yoksa Kuran, her konunun en mükemmel şekilde çözümünü sunmaktadır.
BİRBİRİMİZİN GİYSİLERİYİZ
Kuranın kadın-erkek ilişkisi hakkındaki hükümlerinde bir yanlış anlama da cinsel ilişkinin tarlaya tohum ekmeye benzetilmesini anlamama yüzünden olmuştur. 2-Bakara Suresi 223. ayette Kadınlar sizin tarlanızdır, tarlanıza dilediğiniz şekilde varın şeklindeki açıklamayla, cinsel ilişkinin her şekilde yapılabileceği, bu konuda hiçbir kısıtlama olmadığı anlaşılır. Bu ayet her şeyi kısıtlamaya meraklı gelenekçilerin, cinsellik alanını da kısıtlamaya çalışması önünde set olmuş bir ayettir. Bu ayete rağmen Erzurumlu İbrahim Hakkı gibi bazı gelenekçiler (27. bölümde göreceğiz), yine de cinsellik alanında hangi gün cinsel ilişki yapılabileceğine kadar teferruatlar ve yasaklamalar ile insanların cinsel hayatlarına da burunlarını sokmuşlardır. Oysa ayet cinselliği sınırlayıcı görüşleri yıkar. Tarla kelimesinin Türkçede kulağa kaba gelmesi bizi aldatmamalıdır. Eğer tarla sözcüğü kulağınıza kaba geliyorsa ürün alma alanı gibi bir tamlamayı ayette aynı yere koyun: Kadınlarınız sizin ürün alma alanınızdır. O halde ürün alma alanınıza dilediğiniz şekilde varın. Bu deyim uzun anlatımlı olsa da ayetin Arapçasının aynı manasını verir.
Toprağa tohum bırakılınca canlı olan fidanı meydana gelir, hanımın içine eşinin spermlerini bırakmasıyla evliliğin fidanı olan çocuk ortaya çıkar. Bu yüzden bu benzetme, insanları düşünmeye sevkeden ve gereksiz yasaklara set çeken çok güzel bir benzetmedir. Kuranda bu tip düşündürücü güzel benzetmeler sıkça yapılır. Başka bir ayette de kadınla erkek birbirlerinin giysileri olarak tanıtılırlar:
Onlar sizin giysileriniz, siz de onların giysilerisiniz.
2-Bakara Suresi 187
KURANIN İSLAMINA GÖRE KADININ YERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Bu bölümün başında, uydurma hadisler ve mezhepler aracılığıyla bedeviliğin kadına bakışının nasıl dine sokulup, kadının seyahat edemez, evde oturmaya mahkum, hiçbir yönetici sıfatı olmayan, erkeğe itaati farzlaştırılan, sesini bile erkeğe duyurmaması gereken, kalktığı yere bile soğumadan oturulamayan, vb. bir konuma getirildiğini gördük. Bu zihniyetin oluşturduğu kafa yapısının, Kuranın izahlarını çekiştirmesi ve uydurma hadislerle karıştırması sonucu oluşan yanlış anlamaları bunun ardından inceledik. Böylece mezheplerin, geleneklerin uydurmalarla dolu İslamından, zihnimizi arındırmanın, Kuranı tam ve sağlıklı anlamak için en önemli şart olduğunu kavradık. Sadece ve sadece Kurana giderek kadının yerini anlamaya çalıştığımızda sağlıklı sonuçlara varacağımızdan eminiz.
Allahın bir kısmınızı bir kısmınızdan üstün kıldığı şeyleri isteyip durmayın. Erkeklere kendi kazandıklarından bir pay, kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay vardır.
4-Nisa Suresi 32
Ayetten de anlayacağımız gibi kadının erkeğe, erkeğin de kadına üstün olduğu alanlar vardır. Bir cinsin diğerine her alanda üstünlüğünü savunmak veya her iki cinsin her alanda eşitliğini iddia etmek yaratılışın kanunlarıyla, aklın gerekleriyle çelişen iddialardır. Eşitlik sloganlarıyla erkeğe çocuk doğurtmaya, kadına savaşta erkeklerle aynı vazifeleri yüklemeye kalkıp her iki cinsin farklılıklarını iyi değerlendiremezseniz her iki cinse de zulmetmiş olursunuz. Her iki cinsi de yaratan Allah, her iki cinsin farklılıklarını ve bu farklılıklara rağmen (aynı zamanda farklılıklar sayesinde) nasıl ahenkle bir arada olacaklarını (2-Bakara Suresi 187. ayetin belirttiği gibi nasıl birbirlerinin elbiseleri gibi olacaklarını) en iyi şekilde bilir. Yine Kuranın mucizevi anlatımıyla sorarsak: Yaratan yarattığını bilmez mi? Elbette Yaratan, yarattığını bilir ve her şeyi bilen Yaratıcı, mesajı Kuranda, kadın-erkek ilişkilerini de her şeyi olduğu gibi en mükemmel şekilde düzenlemiştir. Bu düzenlemelerdeki mükemmeliyet kimi zaman bir hüküm getirilerek, kimi zaman ise hüküm getirilmeyerek olmuştur. Kuranın her döneme, kültüre, zamana ve topluma uyumu böylece sağlanmıştır. Kuranın hüküm getirmesi gibi, gerekmeyen konularda hüküm getirmemesinin hikmetini kavrayamayan gelenekçi, mezhepçi zihniyet, bugün gördüğümüz dejenerasyonu ne yazık ki İslam adına ortaya çıkarmış ve geniş kitlelere İslam budur diye yutturmuştur.
ÜSTÜNLÜK CİNSİYETTE DEĞİL, İYİ FİİLLER GERÇEKLEŞTİRMEDE
Her izahın geçerliliğini Kurana giderek siz de araştırabilirsiniz. Örneğin Müslimin meşhur hadis kitabındaki; namazı kadının, kara köpeğin ve domuzun bozduğuna dair izahı ele alalım. Böyle bir izahı duyduğumuzda (Kuranın temel zihniyetine aykırı olduğunu bilmemize rağmen, iyice tetkik edip tam bir malumata sahip olmak için) Kuranda böyle bir izahın olup olmadığını araştırırız. Kuran çevirilerinin arkasındaki fihristlerde abdest, kadın, köpek, domuz gibi kelimeleri taramamız işimizi kolaylaştırır. Kuranda bu izahı bulmamamız, bu izahın uydurma olduğunu ilan edebileceğimiz manasına gelir. Üstelik Kurandan abdestin sadece tuvalete gitikten sonra almamız gerektiğine dair izahı buluşumuz ve Kuranın her detayı verdiğine dair ayetleri hatırlamamız, bu kanaatimizi şüphesiz kılar. Kuranda, Allahtan olmayan bir hükmü Allahın hükmü gibi gösterenlerin zalim olduğu söylenir. Şimdi mezhepçi yaklaşımı benimseyenlere sorularımıza devam edelim: Sizce, abdesti kadın, köpek, domuz bozar izahının yapılması bir zulüm değil midir? Eğer bunu kabul etmiyorsanız, bu izahın doğru olduğunu mu kabul ediyorsunuz?
Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim iyi fiiller gerçekleştirirse onlar cennete girecek ve onlar bir çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar bile haksızlığa uğramayacaklardır.
4-Nisa Suresi 124
Erkek olsun, kadın olsun, her kim inanmış olarak iyi fiiller gerçekleştirirse onu mutlaka güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle mutlaka veririz.
16-Nahl Suresi 97
İslama göre asıl hayat ahiret hayatıdır. Dünya hayatı kısa bir yolculuk, ahiret ise asıl varılacak yerdir. Gerek yukarıdaki ayetler gerek diğer ayetlerde, erkek veya kadın olmanın değil, iyi fiiller gerçekleştirmenin üstünlük sebebi olduğunu görüyoruz. Kadının doğuştan dezavantajlı olduğunu, cehennemin çoğunluğunu oluşturduğunu iddia eden zihniyet, tüm bu ayetlerle, yani Kuranla, yani Allahın diniyle çelişmektedir.