Kâlû fetû bihî alâ ayunin nâsi leallehum yeşhedûn(yeşhedûne).
1. kâlû : dediler
2. fe`tû (fe a`tû) : öyleyse getirin
3. bi-hî : onu
4. alâ : üzerine, ...e
5. a`yuni : göz(ler)
6. en nâsi : insanlar
7. lealle-hum : umulur ki onlar, böylece onlar
8. yeşhedûne : şahit olurlar
İmam İskender Ali Mihr : Öyleyse onu, insanların gözü önüne getirin! Böylece onlar şahit olurlar. dediler.
Diyanet İşleri : (Bir kısmı da) O hâlde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler dediler.
Abdulbaki Gölpınarlı : Öyleyse dediler, onu halkın gözü önüne getirin de söylediği söze tanıklıkta bulunsunlar.
Adem Uğur : O halde, dediler, onu hemen insanların gözü önüne getirin. Belki şahitlik ederler.
Ahmed Hulusi : Dediler ki: "Onu tutuklayıp halkın gözleri önüne getirin ki, herkes olaya şahit olsun. "
Ahmet Tekin : `O halde onu halkın gözü önüne çıkarın. Olur ki, onu teşhis ederler.` dediler.
Ahmet Varol : Dediler ki: `Öyleyse onu insanların gözlerinin önüne getirin. Olur ki onlar da şahit olurlar!`
Ali Bulaç : Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar."
Ali Fikri Yavuz : (Nemrud ve kavminin ileri gelenleri şöyle) dediler: - Öyle ise, onu insanların gözleri önüne getirin, belki (yaptığı işe) şahidlik ederler.
Bekir Sadak : (60-61) Bazilari: «Ibrahim denen bir gencin onlari diline doladigini duymustuk» deyince, «O halde bunlarin sahidlik edebilmeleri icin onu halkin gozu onune getirin» dediler.
Celal Yıldırım : Bunların şahitlik etmeleri ic!n onu halkın önüne getirin, dediler.
Diyanet İşleri (eski) : (60-61) Bazıları: `İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk` deyince, `O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin` dediler.
Diyanet Vakfi : O halde, dediler, onu hemen insanların gözü önüne getirin. Belki şahitlik ederler.
Edip Yüksel : `Onu kamunun huzuruna çıkarın ki tanık olsunlar,` dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır : Haydin dediler: getirin onu nâsın gözleri önüne belki şehadet ederler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : hadi onu halkın gözleri önüne getirin, belki (onlar da aleyhinde) şehadet ederler.» dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «O halde onu insanların gözleri önüne getirin, olur ki (aleyhinde) şahidlik ederler» dediler.
Fizilal-il Kuran : O halde onu yakalayıp halkın karşısına getiriniz ki, herkes bu suçunun tanığı olsun dediler.
Gültekin Onan : Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar."
Hasan Basri Çantay : Dediler: «O halde onu insanların gözleri önüne getirin. Olur ki onlar da (aleyhinde) şâhidlik ederler».
Hayrat Neşriyat : `Öyle ise onu insanların gözü önüne getirin; belki (onun yaptığına) şâhidlik ederler` dediler.
İbni Kesir : Dediler ki: O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu insanların gözleri önüne getirin.
Muhammed Esed : (Berikiler

"Onu insanların karşısına çıkarın, (aleyhine) tanıklık etsinler!" dediler.
Ömer Nasuhi Bilmen : «Haydin dediler. O`nu nâsın gözleri önüne getiriniz; umulur ki onlar şehâdette bulunurlar.»
Ömer Öngüt : Dediler ki: O halde onu hemen insanların gözü önüne getirin, belki şâhitlik ederler.
Şaban Piriş : -Şahitlik etmeleri için onu halkın gözü önüne getirin, dediler.
Suat Yıldırım : "Haydin, dediler, getirin onu halkın huzuruna ki çekeceği cezaya onlar da şahit olsunlar."
Süleyman Ateş : "Onu insanların gözü önüne getirin de (nasıl cezâlandırılacağına) tanık olsunlar" dediler.
Tefhim-ul Kuran : Dediler ki: «Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar.»
Ümit Şimşek : `Öyleyse onu halkın önüne çıkarın da başına geleceklere herkes şahit olsun` dediler.
Yaşar Nuri Öztürk : Dediler: "Halkın gözleri önüne getirin onu ki, açıkça görebilsinler."