|
Tur Suresi 45
Fe zerhum hattâ yulâkû yevmehumullezî fîhî yusakûne.
1. fe : öyleyse, artık
2. zer-hum : onları bırak, terket
3. hattâ yulâkû : kavuşuncaya kadar
4. yevme-hum : onların günü
5. ellezî : o kimseler ki
6. fî-hi : onda
7. yus`akûne : şiddetli ses ile helâk olacaklar
İmam İskender Ali Mihr : Artık onları, helâk olacakları günlerine kavuşuncaya kadar terket.
Diyanet İşleri : Artık sen çarpılacakları günlerine kadar onları kendi hâllerine bırak.
Abdulbaki Gölpınarlı : Artık bırak onları helâk olacakları güne dek.
Adem Uğur : Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları kendi hallerine bırak.
Ahmed Hulusi : Bırak onları, dehşeti yaşayacakları (ölüm) günlerine kavuşuncaya kadar!
Ahmet Tekin : Artık ölecekleri, helâk edilecekleri, savaş meydanlarında öldürülecekleri güne kavuşuncaya kadar, onları kendi hallerine bırak.
Ahmet Varol : Öyleyse onları çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak.
Ali Bulaç : Öyleyse sen onları (en dayanılmaz azabla) çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak.
Ali Fikri Yavuz : O halde (Ey Rasûlüm), bırak onları; tâ o çarpılacakları (ölüm) günlerine kadar...
Bekir Sadak : Carpilacaklari gune erismelerine kadar onlari birak.
Celal Yıldırım : Sen onları çarpılacakları güne kavuşmalarına kadar bırak.
Diyanet İşleri (eski) : Çarpılacakları güne erişmelerine kadar onları bırak.
Diyanet Vakfi : Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları kendi hallerine bırak.
Edip Yüksel : Çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları bırak.
Elmalılı Hamdi Yazır : O halde bırak onları ta o çarpılacakları günlerine kadar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : O halde bırak onları ta çarpılacakları günlerine (kavuşuncaya) kadar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları (kendi hallerine) bırak.
Fizilal-il Kuran : Korkudan bayılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak onları.
Gültekin Onan : Öyleyse sen onları (en dayanılmaz azabla) çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak.
Hasan Basri Çantay : Artık onları çarpılacakları günlerine kadar (hallerine) bırak.
Hayrat Neşriyat : (Ey Habîbim!) Artık, içinde çarpılacakları günlerine (kıyâmete) kavuşuncaya kadar onları (kendi hâllerine) bırak!
İbni Kesir : Artık çarpılacakları günlerine erişinceye kadar bırak onları.
Muhammed Esed : Bundan böyle, dehşete kapılacakları (Hesap) Günü ile karşılaşıncaya kadar kendi hallerine bırak onları!
Ömer Nasuhi Bilmen : Artık onları bırak, o kavuşacakları güne değin ki, onda çarpılıp helâk olacaklardır.
Ömer Öngüt : Artık çarpılacakları günlerine erişinceye kadar bırak onları!
Şaban Piriş : -O halde, bırak onları, tâ ki çarpılacakları günlerine kavuşsunlar.
Suat Yıldırım : O halde sen onları, darbe yiyip çarpılacakları güne kadar kendi hallerine bırak!
Süleyman Ateş : Korkudan bayılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak onları.
Tefhim-ul Kuran : Öyleyse sen onları kendisinde (en dayanılmaz azabla) çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak.
Ümit Şimşek : Çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar sen onları kendi hallerine bırak.
Yaşar Nuri Öztürk : Bayılıp yere serilecekleri günlerine kavuşuncaya kadar bırak onları!
|