29.09.2012, 14:26
Fe ehazethumus sayhatu musbıhîn(musbıhîne).
1. fe : böylece
2. ehazet-hum : onları aldı (yakaladı)
3. es sayhatu : korkunç bir ses, bir sayha
4. musbıhîne : sabahlayanlar, sabah vaktine erenler (sabaha çıkanlar)
İmam İskender Ali Mihr : Böylece sabah vaktine erenleri (sabaha çıkanları), bir sayha (korkunç bir ses) yakaladı.
Diyanet İşleri : Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç uğultulu ses yakalayıverdi.
Abdulbaki Gölpınarlı : Sabah çağına erdikleri gibi bir bağırış yüzünden helâk olup gittiler.
Adem Uğur : Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç ses yakaladı.
Ahmed Hulusi : O korkunç titreşimli ses (volkanik patlama) onları da sabah vaktine girerlerken yakaladı.
Ahmet Tekin : Sabah olmak üzereyken, şiddetli bir gürleme halinde âni bir darbe onların işini bitirdi.
Ahmet Varol : Derken onları da sabaha vardıkları sırada o çığlık alıverdi.
Ali Bulaç : Derken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz çığlık yakalayıverdi.
Ali Fikri Yavuz : Bunları da o (korkunç) sayha (ses ve gürültü) sabahleyin yakalayıverdi. (gürültü ve zelzele neticesi helâk oldular.)
Bekir Sadak : Sabaha karsi ciglik onlari yakalayiverdi.
Celal Yıldırım : (82-83) Dağlarda evler yontarak güven içinde bulunuyorlardı; derken sabahladıklarında onları müthiş bir ses ve uğultu yakalayıverdi.
Diyanet İşleri (eski) : Sabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi.
Diyanet Vakfi : Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç ses yakaladı.
Edip Yüksel : Sabahleyin onları da o korkunç gürültü yakaladı.
Elmalılı Hamdi Yazır : Bunları da sabahleyin sayha tutuverdi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bunları da sabahleyin korkunç ses tutuverdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Onları da sabahleyin korkunç bir çığlık yakaladı.
Fizilal-il Kuran : Gün doğarken korkunç bir gürültüye tutuldular.
Gültekin Onan : Derken, sabah vaktine girdiklerinde onları o dayanılmaz çığlık yakalayıverdi.
Hasan Basri Çantay : Derken onları dahi sabaha girdikleri sırada o (korkunç) ses yakalayıverdi.
Hayrat Neşriyat : Onları da sabaha çıkmakta olan kimseler iken, o (korkunç) ses yakaladı.
İbni Kesir : Sabaha karşı çığlık onları da yakalayıverdi.
Muhammed Esed : ama sonunda, (bir) sabah erkenden onları da (hak ettikleri azabın) gürültüsü apansız yakalayıverdi;
Ömer Nasuhi Bilmen : Sonra onları, sabahladıkları an o sayha yakalamış oldu.
Ömer Öngüt : Sabaha karşı o korkunç ses onları yakalayıverdi.
Şaban Piriş : Sabahladıklarında onları da bir çığlık yakalayıverdi.
Suat Yıldırım : Bir sabah o korkunç ses bastırıverdi onları!
Süleyman Ateş : Sabaha girerlerken onları da (o) korkunç ses yakaladı.
Tefhim-ul Kuran : Derken, onları sabah vaktine girdiklerinde, o dayanılmaz çığlık yakalayıverdi.
Ümit Şimşek : Onları da bir sabah vakti o korkunç ses yakaladı.
Yaşar Nuri Öztürk : Korkunç titreşimli ses onları da sabaha girecekleri sırada yakaladı.
1. fe : böylece
2. ehazet-hum : onları aldı (yakaladı)
3. es sayhatu : korkunç bir ses, bir sayha
4. musbıhîne : sabahlayanlar, sabah vaktine erenler (sabaha çıkanlar)
İmam İskender Ali Mihr : Böylece sabah vaktine erenleri (sabaha çıkanları), bir sayha (korkunç bir ses) yakaladı.
Diyanet İşleri : Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç uğultulu ses yakalayıverdi.
Abdulbaki Gölpınarlı : Sabah çağına erdikleri gibi bir bağırış yüzünden helâk olup gittiler.
Adem Uğur : Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç ses yakaladı.
Ahmed Hulusi : O korkunç titreşimli ses (volkanik patlama) onları da sabah vaktine girerlerken yakaladı.
Ahmet Tekin : Sabah olmak üzereyken, şiddetli bir gürleme halinde âni bir darbe onların işini bitirdi.
Ahmet Varol : Derken onları da sabaha vardıkları sırada o çığlık alıverdi.
Ali Bulaç : Derken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz çığlık yakalayıverdi.
Ali Fikri Yavuz : Bunları da o (korkunç) sayha (ses ve gürültü) sabahleyin yakalayıverdi. (gürültü ve zelzele neticesi helâk oldular.)
Bekir Sadak : Sabaha karsi ciglik onlari yakalayiverdi.
Celal Yıldırım : (82-83) Dağlarda evler yontarak güven içinde bulunuyorlardı; derken sabahladıklarında onları müthiş bir ses ve uğultu yakalayıverdi.
Diyanet İşleri (eski) : Sabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi.
Diyanet Vakfi : Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç ses yakaladı.
Edip Yüksel : Sabahleyin onları da o korkunç gürültü yakaladı.
Elmalılı Hamdi Yazır : Bunları da sabahleyin sayha tutuverdi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bunları da sabahleyin korkunç ses tutuverdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Onları da sabahleyin korkunç bir çığlık yakaladı.
Fizilal-il Kuran : Gün doğarken korkunç bir gürültüye tutuldular.
Gültekin Onan : Derken, sabah vaktine girdiklerinde onları o dayanılmaz çığlık yakalayıverdi.
Hasan Basri Çantay : Derken onları dahi sabaha girdikleri sırada o (korkunç) ses yakalayıverdi.
Hayrat Neşriyat : Onları da sabaha çıkmakta olan kimseler iken, o (korkunç) ses yakaladı.
İbni Kesir : Sabaha karşı çığlık onları da yakalayıverdi.
Muhammed Esed : ama sonunda, (bir) sabah erkenden onları da (hak ettikleri azabın) gürültüsü apansız yakalayıverdi;
Ömer Nasuhi Bilmen : Sonra onları, sabahladıkları an o sayha yakalamış oldu.
Ömer Öngüt : Sabaha karşı o korkunç ses onları yakalayıverdi.
Şaban Piriş : Sabahladıklarında onları da bir çığlık yakalayıverdi.
Suat Yıldırım : Bir sabah o korkunç ses bastırıverdi onları!
Süleyman Ateş : Sabaha girerlerken onları da (o) korkunç ses yakaladı.
Tefhim-ul Kuran : Derken, onları sabah vaktine girdiklerinde, o dayanılmaz çığlık yakalayıverdi.
Ümit Şimşek : Onları da bir sabah vakti o korkunç ses yakaladı.
Yaşar Nuri Öztürk : Korkunç titreşimli ses onları da sabaha girecekleri sırada yakaladı.