27.10.2012, 10:58
değişik denk geldiğim bir yazı.
Daha evvel bu köşecikte anlattım mı bilmem; anlattıysam da bir daha dinleyin, pişman olmazsınız.
Yıllar önceydi, 20 hadi bilemedin 21 yaşındaydım. Edip Yüksel henüz 19`la kafayı bozup sapıtmamıştı.
Kartal-Cevizli`de oturuyordum. Yehova Şahitleri`nden üç kişi sabah akşam dolaşıp milletin kafasını karıştırıyordu.
Fatih`de Edip Yüksel`le karşılaşmıştık. Galiba o vakitler `114 yayınevini` kurmamıştı.
Ordan burdan laflarken, Cevizyli`ye Yehova Şahitleri`nin musallat olduğunu söyledim.
Bununla da kalmayıp, `Dillerinden sen anlarsın` dedim, `Bi zahmet hadi gidelim konuş şunlarla..`
Sağ olsun kırmadı beni.
Edip Yüksel masanın üzerine Ku`an-ı Kerim`i koydu ve `Bizim kitabımız bu` dedi, `Sizin kitabınız nerde; sahiciyseniz getirin kitabınızı..`
İçlerinden en konuşkanı elindeki `Kitab-ı Mukaddes`in Türkçe çevirisini göstererek, `İşte bizim kitabımız da bu` diye karşılık verdi.
`Bu değil` dedi Edip Yüksel, `Ben kitabımızın Arapça orijinalini getirdim siz de kitabınızın orijinalini getirin..`
Hemen ardından da çantasından Kitabı-ı Mukaddes`in İngilizcesini çıkardı ve altını çizdiği `ayetleri` tartışmaya başladı.
Neden sonra Yehova Şahitleri`nin inancındaki meshedilmiş 144 bin kişi mevzuuna girildi.
Bu rakam nedir diye sorduğumda, Edip Yüksel, `Bunlardan ancak 144 bin kişi cennete girebilecekmiş` dedi.
`Siz manyak mısınız` dedim, `Madem Tanrı`nız kontenjanla cennete alıyor ne diye millete tebliğ etmek için yırtınıyorsunuz. Ben sizin yerinizde olsam Yehova Şahidi olacak olan varsa da kafasını karıştırır, vaz geçmesini sağlardım..`
Çok şükür İslam`da kontenjan falan yok.
Allah`ın rahmet kapıları geniş...
Herkes cennetlik olsa, cehennem boşa yanmasın, şuraya da birkaç insan atalım denmez.
Gelgelelim cehennem de haşa lüzumsuz değil.
Adı lazım değil bir mürainin Peygamberimiz`e yaptığı saygısızlık üzerine Bediüzzaman`ın `Kafirler için yaşasın cehennem` sözünü terennüm ederim.
Düşünce özgürlüğüymüş de, nefret suçu değilmiş de, bilmem ne. Ulan mürai nefret yaymanın özgürlüğü mü olur?
İsa hakkında çok daha hakaretamiz filmler varmış.
Kazancakis`in aynı adlı romanından Oscarlı yönetmen Martin Scorsese `The Last Temptation of Christ` filmini çekti de Katolik çevreler kıyameti koparmadı mı?
Üstelik o pespaye film parçası gibi İsa`ya hakaret etmek için çekilmemişti.
Kaldı ki Hz. İsa da bizim peygamberimiz.
En önemlisi de Hristiyanlık`taki kutsal telakkisiyle Müslümanlık`taki aynı mı, daha doğrusu aynı olmak zorunda mı?
Hilmi Yavuz kaç kez yazdı, okumadın mı?
`Hıristiyanlık`ta kutsal da bağlamsallaştırılmıştır: İsa tasviri kilisede kutsal, müzede profandır` demişti.
Hocamız şöyle devam etmişti: `Pazar günü kiliseye gittiğinde İsa ve Meryem tasvirleri önünde diz çöküp haç çıkaran bir Hıristiyan`ın, aynı tasvirleri bir müzede sergilenirken gördüğünde, haç çıkardığına tanık olmak mümkün değildir.`
Halbuki...
Hilmi Yavuz`un da belirttiği gibi, Peygamberimiz`in adı geçtiği her yerde, bütün Müslümanlar onu salat ve selamla anarlar.
Müslümanların `Anam babam sana feda olsun yâ Rasûlallah` diye hitap ettikleri peygamberlerine, `Bundan yüzlerce yıl önce Allah`la kontak kurduğunu iddia edip bundan siyasi, mali ve cinsel menfaat temin etmiş bir Arap lideri` diyebilecek kadar edepsizlik ediyorsun.
Bir de hiç utanmadan, mahut kusmuğunu, Etyen Mahçupyan`ın ifade özgülüğü kapsamında değerlendirdiğini söylüyorsun.
Etyen adını vererek `Birbirini anlamaya ve derinleşmeye hizmet etmeyen cümlelerin ifade özgürlüğü bağlamında ele alınması bana garip geliyor` demedi mi?
Dahası, `Tabii ki herkes aklına gelen her şeyi söyleyebilir. Ancak ifade özürlüğü böyle bir şey olmamalı` dedi, `Avrupa`da nefret söylemi niye var? Çünkü ifade özgürlüğü duvara çarptı da ondan var. O duvar bizim birlikte yaşama irademizin duvarı.`
Birlikte yaşamamızı berhava etmeye çalışıyorsun ya sana bedduam şudur mürai:
Allah sana kulum demesin.
Daha evvel bu köşecikte anlattım mı bilmem; anlattıysam da bir daha dinleyin, pişman olmazsınız.
Yıllar önceydi, 20 hadi bilemedin 21 yaşındaydım. Edip Yüksel henüz 19`la kafayı bozup sapıtmamıştı.
Kartal-Cevizli`de oturuyordum. Yehova Şahitleri`nden üç kişi sabah akşam dolaşıp milletin kafasını karıştırıyordu.
Fatih`de Edip Yüksel`le karşılaşmıştık. Galiba o vakitler `114 yayınevini` kurmamıştı.
Ordan burdan laflarken, Cevizyli`ye Yehova Şahitleri`nin musallat olduğunu söyledim.
Bununla da kalmayıp, `Dillerinden sen anlarsın` dedim, `Bi zahmet hadi gidelim konuş şunlarla..`
Sağ olsun kırmadı beni.
Edip Yüksel masanın üzerine Ku`an-ı Kerim`i koydu ve `Bizim kitabımız bu` dedi, `Sizin kitabınız nerde; sahiciyseniz getirin kitabınızı..`
İçlerinden en konuşkanı elindeki `Kitab-ı Mukaddes`in Türkçe çevirisini göstererek, `İşte bizim kitabımız da bu` diye karşılık verdi.
`Bu değil` dedi Edip Yüksel, `Ben kitabımızın Arapça orijinalini getirdim siz de kitabınızın orijinalini getirin..`
Hemen ardından da çantasından Kitabı-ı Mukaddes`in İngilizcesini çıkardı ve altını çizdiği `ayetleri` tartışmaya başladı.
Neden sonra Yehova Şahitleri`nin inancındaki meshedilmiş 144 bin kişi mevzuuna girildi.
Bu rakam nedir diye sorduğumda, Edip Yüksel, `Bunlardan ancak 144 bin kişi cennete girebilecekmiş` dedi.
`Siz manyak mısınız` dedim, `Madem Tanrı`nız kontenjanla cennete alıyor ne diye millete tebliğ etmek için yırtınıyorsunuz. Ben sizin yerinizde olsam Yehova Şahidi olacak olan varsa da kafasını karıştırır, vaz geçmesini sağlardım..`
Çok şükür İslam`da kontenjan falan yok.
Allah`ın rahmet kapıları geniş...
Herkes cennetlik olsa, cehennem boşa yanmasın, şuraya da birkaç insan atalım denmez.
Gelgelelim cehennem de haşa lüzumsuz değil.
Adı lazım değil bir mürainin Peygamberimiz`e yaptığı saygısızlık üzerine Bediüzzaman`ın `Kafirler için yaşasın cehennem` sözünü terennüm ederim.
Düşünce özgürlüğüymüş de, nefret suçu değilmiş de, bilmem ne. Ulan mürai nefret yaymanın özgürlüğü mü olur?
İsa hakkında çok daha hakaretamiz filmler varmış.
Kazancakis`in aynı adlı romanından Oscarlı yönetmen Martin Scorsese `The Last Temptation of Christ` filmini çekti de Katolik çevreler kıyameti koparmadı mı?
Üstelik o pespaye film parçası gibi İsa`ya hakaret etmek için çekilmemişti.
Kaldı ki Hz. İsa da bizim peygamberimiz.
En önemlisi de Hristiyanlık`taki kutsal telakkisiyle Müslümanlık`taki aynı mı, daha doğrusu aynı olmak zorunda mı?
Hilmi Yavuz kaç kez yazdı, okumadın mı?
`Hıristiyanlık`ta kutsal da bağlamsallaştırılmıştır: İsa tasviri kilisede kutsal, müzede profandır` demişti.
Hocamız şöyle devam etmişti: `Pazar günü kiliseye gittiğinde İsa ve Meryem tasvirleri önünde diz çöküp haç çıkaran bir Hıristiyan`ın, aynı tasvirleri bir müzede sergilenirken gördüğünde, haç çıkardığına tanık olmak mümkün değildir.`
Halbuki...
Hilmi Yavuz`un da belirttiği gibi, Peygamberimiz`in adı geçtiği her yerde, bütün Müslümanlar onu salat ve selamla anarlar.
Müslümanların `Anam babam sana feda olsun yâ Rasûlallah` diye hitap ettikleri peygamberlerine, `Bundan yüzlerce yıl önce Allah`la kontak kurduğunu iddia edip bundan siyasi, mali ve cinsel menfaat temin etmiş bir Arap lideri` diyebilecek kadar edepsizlik ediyorsun.
Bir de hiç utanmadan, mahut kusmuğunu, Etyen Mahçupyan`ın ifade özgülüğü kapsamında değerlendirdiğini söylüyorsun.
Etyen adını vererek `Birbirini anlamaya ve derinleşmeye hizmet etmeyen cümlelerin ifade özgürlüğü bağlamında ele alınması bana garip geliyor` demedi mi?
Dahası, `Tabii ki herkes aklına gelen her şeyi söyleyebilir. Ancak ifade özürlüğü böyle bir şey olmamalı` dedi, `Avrupa`da nefret söylemi niye var? Çünkü ifade özgürlüğü duvara çarptı da ondan var. O duvar bizim birlikte yaşama irademizin duvarı.`
Birlikte yaşamamızı berhava etmeye çalışıyorsun ya sana bedduam şudur mürai:
Allah sana kulum demesin.